Kariyer yolculuğunda islami perspektif. Kariyer, ekonomi, ticaret para, kişisel gelişim, güncel, borsa haberleri ile bir çok gazetenin ekonomi köşelerini sitemizden takip edebilirsiniz

Krizden Güçlenerek Çıkmak

Her insanın hayatında bunalımlı dönemler vardır.Plânlar ters gider, beklenen kârlar elde edilemez, hastalık ve kazalar günlük hayatın akışını bozar.Herşeyin kötüye gittiğinin hissedildiği an dayanacak bir şeyler ararız.Güvenebileceğimiz iç kaynaklar bulmaya çalışırız.Kişiliği zayıf insanlar kolaycılığa koşarlar sığınacak bir liman arayışı içinde birilerine sarılırlar.Kişiliği güçlü insanlar öz kaynaklarını, içlerindeki gizli güçleri ve yetenekleri geliştirmeye çalışırlar.

Başımıza ne geldiği değil ona gösterdiğimiz tepki önemlidir.

İki fare süt kazanına düşer. Birincisi korkuya kapılıp, kendine güveni kaybettiğinden, yenilgiyi kabul ederek çırpınmaktan vazgeçer. Bir süre sonrada ölür. Diğeri ise “Bu işin üstesinden gelmenin mutlaka bir yolu vardır.” der. Çırpınır, çırpınır, çırpınır.. ve bir süre sonra sütün üzerinde kalın bir yağ tabakası oluşur. Farede bu yağ tabakasının üzerinden dışarıya atlar.

Gökte Ay Var, Yeryüzünde Benlik

Dr.Mavi, M’ye “ayla hiç aran bozuldu mu, onunla hiç sürtüştün mü?” sorusunu yöneltirken amacı neydi?

Dr.Mavi, M’ nin kendine bir de aydan bakmasını istiyordu. Geçen sayıda yazdığım gibi insan bir nesneyi tanımak istiyorsa o nesneye başka başka yerlerden bakmalıdır. İnsan kendisini tanımak istiyorsa kendine başka başka yerlerden (açılardan) bakmalıdır. Bu şekilde insan kendisiyle ilgili taze, farklı, daha derin bilgiler elde edilebilir. Yaşam durağanlık tanımaz. Yaşam hareket ve devinim üzerine kuruludur. Devinimle nesneler bir halden başka hallere geçerek gelişirler, bulundukları halden daha mükemmel bir hale ulaşırlar. İnsanın kendisini tanıması da bir süreçtir ve bir devinime tâbidir.

M bu ihtiyaçla Dr. Mavi’ye başvurmuştur. İnsanların zihnine takılmasını, onlarla sayısız kurgular kurmasını, onların zihnini meşgûl etmesinin nedenini çözümlemek istemektedir. İstediği daha az sürtüşmesiz bir yaşamdır. M’nin Dr. Mavi’den istediği budur: Daha az sürtüşme. Ama bana sorarsanız M’nin gerçekte istediği kendini tanımaktır. İnsanlarla yaşadığı sürtüşme sorunu burada M’yi kendine götürecektir.

Parasız kaldığınız oluyor mu?

Zekâtın verileceği, harcanacağı kişiler ve müesseseler

ZEKÂT NEDİR?

Zekat, İslamî ölçülere göre zengin sayılan bütün Müslümanların, verilmesi uygun olan kişilere ve yerlere her yıl belli oranda vermeleri gereken mali bir ibadettir.

Ramazan ayında yapılan ibadetlerin sevabı daha çok olduğu için, mesela bir farz yetmiş farza muadil, bir nafile de farz ibadet yerine geçtiğinden, zekat da ekseriyetle bu ayda verilmektedir. Dolayısiyle zekatla ilgili meseleler de fazlaca bu ayda konuşulmaktadır.

Veren elin üstünlüğü

“Yeter” sözünün telâffuzunu güçleştiren asıl neden, bizim almaya programlanmış olmamızdır. Tüketim uygarlığı, insanı, sürekli olarak almaya, yutmaya, öğütmeye, tüketmeye teşvik eder ve bunları bir hayat amacı olarak önümüze koyar. Bu uygarlığın temelinde yatan felsefe, ne pahasına olursa olsun büyümektir. Büyüdükçe büyümeyi amaçlayan insanlar, kurumlar veya topluluklar ise, “Yeter” diyebilme şanslarını daha işin başında kaybetmişlerdir. Onların bir yeterlilik ve doyum hissini yakalayabilmek için tek bir çareleri vardır: hayatlarını bu çürük zeminden kurtarıp daha başka ve sağlam bir zemin üzerinde yeni baştan kurmak. Yoksa, “almaya” programlanmış bir hayat tarzının şurasını veya burasını yamayıp rötuşlayarak onu verimli ve tatmin edici bir hâle getirmek mümkün değildir.

Aslında insanın manevî yapısı, almaya değil, vermeye göre düzenlenmiştir. Vermeyi esas alan bir hayat tarzını benimsediğinizde, bütün taşlar yerine oturmaya başlar. Bunun apaçık kanıtlarını, her iki taraftaki sayısız örneklerinde gözleyebilirsiniz. Taraflardan birinde sürekli açlık, huzursuzluk ve çevreyle uyumsuzluk, diğerinde ise doyum, haz ve çevreyle uyum vardır. Sade hayat gönüllülerinden Janice L. Krouskop, babasının kendisine şu şekilde öğüt verdiğini anlatır: “Bu dünyada bir alanlar, bir de verenler vardır. Alanlar belki daha çok yiyebilir; fakat verenler daha rahat uyur.”

Reklam Ne İşe Yarar?

Batı uygarlığı, insanı reklamlarıyla tüketici yaptı.Bunun için de reklamı yeniden icad etti ve tüketim ekonomisinin en önemli dayanağı haline getirdi.Zamanla, bu sektör, cazip imkânlarıyla insanların en yeteneklilerini kendisine çeken, bilim adamlarına halkın zayıf taraflarını keşfetmek ve bu noktalardan onları yakalamak için yüksek ücretlerle araştırmalar yaptıran, kitleleri tüketim yarışında hiç soluk almaksızın koşturup durmak için her gün yeni yöntemler keşfeden ve tuzaklar kuran bir muazzam sektöre dönüştü. Bugün reklamsız bir hayat değil, bir gün bile düşünmek imkânsızlaşmış olduğu için, bunun anlamını sorgulamak, onun bize ne verdiği ve bizden neyi alıp götürdüğü gibi sorular üzerinde durmak, aklımızın köşesinden bile geçmiyor. Veya geçse bile onu zaten hayatımızdan çıkarma imkânına sahip olmadığımız için, bir yararı olmayacağını düşünerek üzerinde durmuyoruz. Zaten, tüketici rolünü benimsemekle, reklamlar tarafından yönlendirilmeyi de peşin olarak kabul etmiş bulunuyoruz. Onun için, bize biçilmiş olan bu rolü sorgulamaya ve kendi hayatımızda yönetimi tekrar ele geçirmeye teşebbüs etmeden önce, başımıza bu büyük çorabı ören mekanizma üzerinde durmamız gerekiyor.

Kalabalık ve Cemaat “Haydi Müslümanlar Camiye”

Sokaklarımız çok değişti. Eskiden kapı önleri ev sahibine aitti. Şimdi ise devlete ait. O yüzden, eskisi gibi evinizin önünü süpürgeyle temizlemenize gerek yok. Çöpçü gelir temizler nasıl olsa. Ama evimin önü diyerek arabanızı pencerenizin önüne park etmeyi de artık unutun. Belediyenin otopark görevlisine vereceğiniz ücreti cebinizde hazır bulundurun.

Alışveriş mekânları da değişti. Kahraman bakkallar savaşı kaybetti. Onların yerini, büyük alışveriş merkezleri ve hipermarket zincirleri aldı. Yapılan istatistiklere göre, insanlar en çok alışveriş merkezlerine girip çıkıyor. Bu da gösteriyor ki, toplumsal yaşamın merkezinde artık ‘merkez camileri’ değil, alışveriş merkezleri var.

İlke Merkezli Yaşamak

İnsanın ihtiyaçları ve istekleri sonsuz olup ihtiyaç dairesi, gözün gördüğü kadar büyük ve geniştir. Hattâ, hayal nereye uzansa ihtiyaç dairesi de o kadar genişler. İnsanlar bu istek ve ihtiyaçlarını karşılamak için çabalayıp dururlar ve bunları elde ettiklerinde mutlu olacaklarını düşünürler.

Acaba insanın yegane mutluluk kaynağı, bu ihtiyaçların hangi şekilde olursa olsun karşılanması mıdır? İnsanın öncelikleri; daha çok kazanmak, itibar, şöhret sahibi olmak, yeni bir ev, güzel bir araba gibi maddî varlıklar edinmek ve nihayet başarılı olmak mıdır? İnsan verdiği sözü tutmadan, kaynaklan paylaşmadan, anlayışlı ve alçak gönüllü olmadan, sorumluluğunu yerine getirmeden sevilen ve güven duyulan birisi olabilir mi?Sevilmeyen ve güven duyulmayan insan gerçekten mutlu olabilir mi? "Benim istediğim", "benim tarzım", "benim görüşüm" deyip ben merkezli yaşamak mı, yoksa kendi dışına uzanarak başkalarına yardım etmek ve katkıda bulunmak gibi hizmet merkezli yaşamak mı insana doyum verir? Kısacası, hayatımızın yönünü, davranışlarımızı, kararlarımızı belirlerken, "pratik çözümler ve "kestirme yollar mı esas alınmalı, yoksa gerçek ilkelere mi bağlı kalınmalı?

Tehlikeli Sınırlar

Bulutlarda renk cümbüşünü hayranlıkla seyrettiğimiz gurub vakitlerinde, Güneş dağlara bitişik görünür.Fakat ilim dürbünü ve akıl gözüyle bakan herkes bilir ki; Güneş ile dağlar arasında binlerce dünyanın girebileceği büyük bir mesafe vardır.Üzerinde fazlaca kafa yormadığımız, sathî bir nazarla baktığımızda, birbirine bitişik veya eşdeğer görünen pek çok kavram ve kelimede olduğu gibi (gayret-hırs, iktisat-cimrilik, cömertlik-israf, gıpta-haset vb) arasındaki mesafeyi anlayamayabiliriz.

Gayret, nerede hırsa dönüşür? Tasarruf ve iktisat, hangi safhadan sonra cimriliktir? Cömertlik, hangi sınırdan sonra israftır? Gıpta, gelişme dinamiklerinden biri olurken; haset, neden yakar ve yandırır? Birbirine bitişik gibi görünen bu kavramlar arasında niçin dünyalar kadar mesafeler vardır?

İSLÂMÎ DURUŞ

Duruş!..

Her insanın bir duruşu vardır. Bilerek bilmeyerek, isteyerek istemeyerek, ortaya koyduğu, hayatı boyunca sergilediği bir duruş..

Kişiliği, karakteri, kimliği, yapısı, ırkı, kanı, ailesi, okulu, eğitimi, tarihi ve coğrafyasının etkisiyle şekillenen bir kişilik duruşu vardır herkesin.. İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerden biri, belki de en önemlisi budur.

İnsan, duruşuyla insandır. İfadesi, düşüncesi, tavır ve davranışları kendisine has olan bu duruşu yansıtır. İnsanın; insan, hayat, dün, bugün ve gelecek anlayışı bu duruşun özetidir.

Ekonomide, ticarette, siyasette, eğitimde, sağlıkta, yönetimde, sosyal ilişkilerde hep karşılıklı duruş söz konusudur. Bakışınız, tebessümünüz, seçtiğiniz kelimeler, selâmınız, ikramınız, anlayışınız hep sizin sosyal duruş’unuzu ortaya koyar.

Böyle Birisinin Duasını Allah Nasıl Kabul Etsin?

Soru: Rızık deyince ne anlaşılır, rızkın kapsamı nedir?Rızık sözlükte; Yiyecek, giyecek ve yararlanılacak her şey, karna girip gıda veren şey, yağmur, bağış, maaş gibi anlamlara gelir. Bazı âlimler rızkı, insan ve diğer canlıların yaşamaları için yiyip içtikleri “besinler” olarak tanımlarken, Eş’arî âlimleri tarifi geniş tutarak, rızık; “Allah Teâlâ’nın bütün canlılara, yiyip içerek gıdalanmaları ve yararlanmaları için lutfettiği şeylerdir.” demişlerdir.

O Zamanın Hırsızları Tevbe Ederdi

Son günlerde artan hırsızlık olaylarını önlemenin çâresi, insanları böyle gayr-ı meşrû hareketlere zorlayan sebepleri ortadan kaldırmak, buna rağmen hırsızlık yapanlara da caydırıcı ceza vermektir, dedikten sonra hırsızların çeşitlerinden kısaca bahsedelim: Yıllar önce bir gazetede, şöyle bir ilan görmüştüm: “Hırsız efendi! Çaldığın cüzdanımdaki paralar senin olsun! Lütfen içindeki evrâkı aşağıdaki adresime gönder!...” Kendisine “efendi” diye hitap edilen bu hırsızın, evrakı sahibinin adresine gönderip göndermediğini –tabii ki- bilmiyorum ama bazı zerafet sahibi hırsızların tarihe geçtiklerini, menkıbe kitaplarında yer aldıklarını hatırlıyorum.

Çağımızda Kurumsallaşan Fitne

Fitne kelimesi için sözlükte şu karşılıklar yazılı: "1. Bela, mihnet, sıkıntı. 2. Ayartma, azdırma. 3. Fesat, ara bozma, karışıklık, ihtilâl. Îkaz-ı fitne: Karışıklık çıkarma. 4. Dinsizlik, canilik. 5. Ceza. 6. Delilik. 7. Güzel yüz, güzel göz; güzel kadın. (Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ferit Devellioğlu).

Günümüz hayat tarzı, fitne kelimesinin karşılığı olan gerçek veya mecâzi bütün anlamlara karşılık bulduğu bir ortam sergiliyor. Günümüz hayat tarzı… Bu demektir ki, kapitalist iktisadî ilişkilerin, serbest piyasa ekonomisinin, nerdeyse hayvanca denebilecek bir serbesti ortamının, demokrasi denilen bir tür sahtekârlığın yürürlüğünü sürdürdüğü hayat…

Makyavel (Machiavelli), asırlar öncesinde amacın aracı haklı çıkardığını söylerken, ülkesinin o günkü şartları îtibariyle belki haklıydı. Fakat Hıristiyan Batı kültürü de, nasıl bir ahlâk anlayışına teşne olmalıymış ki, bir adamın, bir dönem için ve kendi ülkesinin şartlarını göz önünde bulundurarak kendi prensine yönelttiği öğüt, birdenbire bir genel kabule mazhar oldu ve o günden bu yana Batı kültürünün temel ahlâk ilkelerinden biri haline geldi. Günümüz politika hayatında kirli çamaşır pazarlamacılığı bu ilkeye dayanmaktadır. Ekonomi hayatında rakiplerinin canını çıkarırcasına girilen rekabet ortamı gene aynı ilkenin ürünüdür.

Zekat Kimlere Farzdır?

Zekâtın farz olması için şu şartların bulunması gerekir:

a) Mükellef olmak. Hanefîlere göre, zekâtla yükümlülük için, müslüman olmanın yanında, akıllı olmak ve ergenlik çağına ulaşmış bulunmak da gereklidir. Çünkü gayri Müslimler, akıl hastaları ve çocuklar namaz ve oruç gibi ibadetlerle yükümlü olmadıkları gibi zekâtla da yükümlü değildirler. Zekât bir ibadettir. İbadetle sorumluluk ise ergenlik ve temyiz çağına ulaşmakla başlar. Hanefîler dışındaki mezhep imamlarına göre ise, zekâtın farz olması için ergen ve akıllı olmak şart değildir. Bu yüzden çocuğun ve akıl hastasının mallarından da zekât vermek gerekir. Zekâtı bunlar adına velî veya vasîleri öder. Dayandıkları delil şu hadistir: “Malı bulunan bir yetimin velisi olan kimse, bu malı ticaretle çalıştırsın, malı bırakıp da zekât onu tüketmesin.” Bu müctehitlere göre zekât mala bağlı bir yükümlülük olup, akrabalık nafakasında olduğu gibi, müslüman ailenin bir ferdi olan mal sahibinde, ehliyet şartları aranmaksızın gerekli olur.

Düşmeden Yürümek

Darılma yok; dayanma var. Yıllar önce zihin defterime yazdığım müthiş bir söz. Hayatın zorlukları ve güçlükleri karşısında başarılı olmanın kaynağı, dost da olsa düşman da olsa, darılma yok, dayanma var. Düşmanlık yok, dostluk var. Kin ve nefret yok, sevgi ve hoşgörü var.

Yolları çok kaygan ve tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz. Bu sebeple her türlü kazaya, sıkıntıya maruz kalma ihtimalimiz büyük. Hâdiseleri ne kadar kendi doğrularımız açısından görmeye ve organize etmeye çalışırsak, yanılma ve sıkıntılarımız o ölçüde artacaktır. Halbuki hayatımızı temel gerçekler çizgisinde düzenlememiz, bize dünya ve ahiret mutluluğunun (saadet-i dareyn) kapısını açma fırsat ve imkânını hazırlayacaktır.

Banka Hesabı

'Zamana yemin olsun ki, insanların çoğu hüsrandadır. İman edenler, iyi şeyler yapanlar, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.' (Kur'ân-ı Kerim, Asr Suresi)

Her sabah 86.400 doların yatırıldığı bir banka hesabınız olduğunu düşünün. Ama bu, bir sonraki güne aktarılmıyor olsun. Bir başka deyişle, her akşam hesabınız sıfırlansın. Ne yapardınız? Her gün, hesabınızdaki parayı son kuruşuna kadar çekerdiniz değil mi?

Verimli Toplantının Hususiyetleri

Toplantı, belirli bir yer ve zamanda insanların bir araya gelerek fikir alışverişinde bulundukları, kararlar aldıkları bir faaliyettir. Bilgileri paylaşmak, belirli meseleleri konuşmak, belirli iş ve aksiyon plânları hazırlamak, değerlendirmek ve yorumlamak gibi maksatlarla toplantılar gerçekleştirilir. Farkında olunsun veya olunmasın her toplantı, belli bir zaman dilimine, kaynakların bir araya getirilmesine ve belirli bir sermayeye (maddî, sosyal ve bilgi sermayeleri) ihtiyaç duyar.

İşgücü Veriminde Mekan Nasıl Olmalı?

Milletlerarası rekabetin giderek arttığı günümüzde, işletmeler pazarda tutunabilmek için, teknolojik yeniliklere ayak uydurmak ve bilgi, sermaye, işgücü, makine, toprak gibi temel üretim faktörlerini en verimli şekilde kullanmak mecburiyetindedir. İşgücünün şuurlu kullanılması, verimliliğin artırılmasında öncelikli bir yer tutar. Bilhassa çalışma mekânındaki şartların imkân dâhilinde optimize edilmesi, işgücü kapasitesinin yerinde kullanılmasına müspet tesir eder.

Farklılığın Değeri

İnsanlar, birbirinden farklı duygu ve yeteneklerde yaratılmış sosyal varlıklardır. Her fert, bir yandan faklılığını ortaya koymak için özgürlük isterken, diğer yandan da ihtiyaçlarını karşılamak ve hedeflerine ulaşmak için kendi dışındaki insanlarla yardımlaşmak zorundadır. O nedenle insan, diğerlerinden hem bağımsız hem de onlara bağımlı olma gibi birbirine zıt iki duyguyu bir arada taşır.

İnsan Kaynakları

Dünya, yeni teknolojilerle gittikçe küçülüyor, iş alanları sürekli değişiyor, bugün popüler ve cazip olan bir iş yarın önemini kaybediyor, hattâ silinip yok oluyor; onun yerine yepyeni iş alanları açılıyor. Kurumlarını bu değişimin gerisinde bırakmayan, hattâ değişimin öncülüğünü yapan insanlar, sermaye ve fizikî kaynaklardan daha çok önem kazanıyor.

Ekonomik Büyümede Fikirlerin Rolü

Elimize bir dünya haritası alsak ve rastgele bir kaç ülke seçip büyüme hızlarına, yani millî gelirin yılda yüzde kaç büyüdüğüne baksak; hele hele bu büyüme hızlarının zaman içindeki değişimini izlesek gördüğümüz çeşitlilik bizi gerçekten şaşırtır. Gelişmiş ülkeler olarak tabir edilen ülkeleri, tarihî avantajları yüzünden bir yana bıraksak bile; geriye kalan ülkelerin büyüme hızları da oldukça farklıdır.

Beden Merkezli Hayatın Yol Açtığı Problemler

Küreselleşme hâdisesinin yaşanmaya başladığı dünyamızda ve bundan derinden etkilenen hayatımızda, önümüzdeki yıllarda yaşayacağımız önemli bir problem, biyolojik boyutta (bedenî ve cismanî düzlemde süren hayat) yaşamakla, insanî boyutta (ahlâkî ve mânevî değerler düzlemindeki hayat) yaşamak arasındaki dengeyi nasıl kurabileceğimizdir. Çünkü, 'her şeyin pazarlanabilir ve satın alınabilir olduğu' prensibi, hayatımızı bir ağ gibi sarmaktadır.

Kişisel Gelişimde Başka Bir Çizgi

Benlik ve enaniyetlerin dizginlenemez olduğu bir dönemde özgüven ve "ben yaptım" deme gibi değişik tabirlerin gölgesinde nefislerin ukalalaştığını ve küstahlaştığını düşünüyorum. İnsan karakteri, kabiliyet ve istidatları ortaya çıkarılmalı, onların gelişmesine tabiî ki gayret gösterilmelidir. Fakat, böyle bir neticeyi elde etmek için kullanılacak üslup ferdi şımartacak ve onu bencillik girdabına düşürecekse ondan uzak kalınmalıdır. Çünkü, meseleyi şahsın dar imkânlarına, sınırlı iktidarına ve güçsüz iradesine bina etmek her şeyi daraltma ve zayıf bırakma olur. Her meselede "ben" diyen insan, artık nefsini merkeze kor, onu esas kabul eder, yaptığı her iş ve elde ettiği her başarıyla enaniyetini biraz daha besler. Nefis merkezli ve kendine çok güvenen öyle bir insan, azıcık sürçüp düştüğü bir yerde ise bütün bütün ümitsiz kalır, tutunacak yer bulamaz ve bir daha da doğrulamaz.

İnsanlık Adına İtimada Muhtacız

Rusya’daki 1917 ihtilali anlatılırken; öldürülme korkusuyla dağlara kaçan insanların, tanımadıkları birini gördüklerinde ölmemek için öldürdükleri söylenir. Bu durum kaç sene yaşanmıştır ve hakikat payı nedir? O kadar önemli değil. Mühim olan mevzu insanlar arasında ciddi bir ahenk unsuru sayılan karşılıklı itimad sarsıldığında veya yok olduğunda ne kadar büyük facialara sebep olabileceğidir.

İçtimai bünye içinde, ciddi bir yeri bulunan güven, insanlara hakiki insanlık vasfını kazandıran unsurlardan sadece bir tanesidir. Ancak bunu kaybeden toplum, kendini her an muhafazaya mecbur hisseden insanlarla dolup taşmaya başlar. Aynı zamanda bu insanlar, her an saldırıya hazır demektir.

Hâlbuki bir toplumun, sağlıklı bir toplumun varlığı için huzur şarttır. Hiç kimse de kalkıp karşılıklı itimadın olmadığı toplumda huzurun varlığından söz edemez.

Kaba, Haşin ve Maddeci Bir Asrın Bağrında İnceliklerle İncelmek

İnce düşünme, hassasiyet ve nezaket... İnsanî münasebetlerin kaba ve keskin hatlarla şekillendiği, maddenin, kelime dağarcığımızdan davranış kalıplarımıza kadar herşeye hâkim olduğu ve hükümlerin siyah-beyaz mantığıyla verilip nüansların kaybolduğu günümüz dünyasında bu kelimeler pek bir mânâ ifade etmese de, bunlar sağlıklı bir toplum diyalogunun olmazsa olmazlarıdır.

Şöyle bir düşünün; değer mefhumunun sahip olunan eşya ve marka ile parelellik arzettigi, kelâmın cedel mantığı çerçevesinde kullanılıp argo ile yoğrulduğu, insanî ilişkilerin kuvvet prensibi üzerine kurulup itişip kakışma seviyesinde cereyan ettiği bir toplum hayatı nasıl korkunç bir kaostur.

İncelik ve nezaket ise, toplum fertleri arasındaki insanî münasebetleri geliştiren, insanları birbirine kaynaştıran ve özlenen “sevgi toplumu”nun oluşmasına basamak teşkil eden çok önemli bir iksirdir.

Ekip Çalışması

Tabiatta bulunan bütün canlı yaratıklar, değişik şekil ve derecelerde, kendi türleri ve diğer türlerle yardımlaşma ve dayanışma açısından, bir münasebet içindedir; yani ekip çalışması yapar. Bu durum, hayvanlar âleminde kendi aralarında olduğu gibi; bitkiler âleminde hem kendi aralarında, hem de hayvanlar ve bitkiler arasında görülebilir.

İnsanoğluna gelince; o, yaradılışı gereği böyle bir ekip çalışmasına yatkın, uyumlu ve aynı zamanda mecbur olarak yaratılmıştır. 'İnsan, sosyal bir varlıktır.' derken de, kastedilen, diğer insanlarla konuşup anlaşma özelliğidir. Aslında bütün insanlar için olması gereken bu özellik, günümüzde maalesef sadece bazı insanlar için, "Filan insan sosyaldir." sınırlamasıyla, o insanın diğer insanlarla konuşup anlaşabildiğini ifade etmek için kullanılır.

Öncelik İyi Ahlak Mı? Kişisel Gelişim Mi?

Günümüzde hemen her insanın yakındığı benzer sıkıntı ve problemler vardır. İşlerin peşinde koşuşturup durmaktan, kendine, ailesine ve dostlarına zaman ayıramama, iş ve aile ortamında monotonluk veya geçimsizlik, yapmak istediklerinde başarısızlık ve verimsizlik insanların ortak problemlerinden bazılarıdır. Diğer yandan insanların çeşitli korkuları vardır. Bazı insanlar ölümden, bazıları patron veya amirinden, bazıları yüksekten, bazıları sudan, bazıları bir hayvandan, bazıları asansöre binmekten, bazıları toplum önünde konuşmaktan vs. pek çok şeyden korkar. Bazı insanlarda ise; bıkkınlık, ümitsizlik ve bitkinlik hakimdir. Gününü gün etmek isteyen insanlar dahi gönüllerinin derinliklerinde bir huzursuzluk ve tedirginlik hissetmektedir. Hayatı yaşanmaz bir yük gibi gören, geleceğe dair hiçbir güveni olmayan insan sayısı da ihmal edilemeyecek kadar çoktur. İnsanlar, böylesine problemli bir dünyada ister iş adamı, ister ev hanımı, ister öğrenci, ister öğretmen, ister doktor, ister işçi vb.

İsraf, Açlık ve Ölüm

İnsanoğlunun 21. asra süratle yaklaştığı şu günlerde, açlık bütün insanlığın endişesi olarak kendisini göstermektedir. İleriye ait bütün düşünceler bu mevzu üzerinde odaklaşmakta ve insanlık aç kalmamak için tabiatla savaş anlayışına hazırlanmaktadır. 20. asırda ekmek ve su kadar zaruri bir unsur olarak karşımıza çıkan petrolün tükenme endişesi, petrol rezervlerinin istikbal için garanti vermemesi, ilim adamlarını atom enerjisinden ve daha sonra da güneş enerjisinden istifade çarelerini araştırmaya sevketti. Süratle gelişen devletler bir taraftan artan nüfus karşısında uzayda iskan yerleri ararken, diğer yandan doğum kontrolüyle nüfus artışına mani olmaya çalışmaktadırlar. Halihazırda gelişmiş devletlerin mühim bir açlık problemi yoktur. Onlar daha lüks ve daha rahat bir hayat zemini hazırlama arzusundadırlar.

Kendini Yenilemenin Dinamikleri

Bir sistem veya kurum inşa edilirken yaratılış kanunları gereği, onun yıkılış ve ölüm tohumları da birlikte sisteme ekilmektedir. Bir benzetme ile bunu akla yaklaştıracak olursak, “canlılarda doğum aynı zamanda ölümün ilk başlangıç noktasıdır” şeklinde bir misal verebiliriz. Dolayısıyla, sistemin oluşmaya başlamasıyla birlikte ortaya çıkan bu ölüm tohumlarının erken filizlenmemesi için, sebebler planında, o sistemi kuran veya yaşatanların sahip olması gereken bazı temel vasıflar bulunmaktadır. Bu yazıda, sistemin veya sivil toplum kuruluşlarının canlılığını sağlayıcı veya ölümünü geciktirici insan vasıflarının bazıları kısaca tanımlanacaktır

YENİLİKÇİ KİŞİLERİN GENEL VASIFLARI

İktisadi bünyenin kanseri

Türkçe'de kullanılan 'faiz' kelimesi Arapça menşe'li olup, 'kazanan' demektir. Teknik mânâda 'faiz'in Arapça karşılığı 'riba'dır. Riba, "gelişip artmak, yükselmek, şişmek" demektir. Türkçe'deki kullanılan şekliyle 'faiz' veya Arapça aslıyla 'riba', doğrudan veya dolaylı olarak, emeğe dayanmaksızın, sadece zamana, rizikoya ve belirsizlik faktörüne dayalı, meşru olmayan bir kazançtır. Yani, paranın belli sürede, doğurduğu paradır.

Kapitalist ekonominin vazgeçilmez unsurlarından olan faiz konusunda ekonomistler arasında çok farklı görüşler vardır. Adam Smith ve Ricardo gibi klasik ekonomistlere göre faiz, parayı ödünç alanın, paradan sağladığı kâr karşılığında ödünç verene ödediği fazla paradır.


Lütfen ilanlariniz icin ilan ekle formunu kullaniniz!

sitemizdeki yer alan yorum mantigindaki tüm ilanlar yayindan kaldirilmistir. Ilanlarini ilan ekleme forumunu kullanarak ekleyiniz. Sistemdeki mevcut ilan gösterimleri buradaki sayfamizda aktif haldedir. Teknik sorun ve diger sorulariniz icin lütfen bizimle buradan iletisime geciniz


Eklenen Tüm Ilanlar



Bizimle çalışmak isterseniz buraya tıklayınız


data-ad-client="ca-pub-2336117989709366"
data-ad-slot="5297746677"
data-ad-format="auto">

Google
 

Son yorumlar

Anket

- Arabesk Sevenler
- Arabesk Sevenler
- Mersin Temizlik Şirketleri Tuğbam Temizlik
- Moncler Vest Men Cap Purple - $169.00 : Cheap Moncler Outlet Online Store, cheapmonclerco.com
- VASIFSIZ PERSONELLER
- harita ve kadastro is imkani maas matematik
- Bizimle çalışmak için buraya tıklayınız
- Google'da İşe Girmenin Yolları
- 0 530 112 06 06 - Ankara Oto Kurtarma Nak.San.Tic.Ltd.Şti
- BP (British Petrolium) ve ateşe tapanlar arasındaki bağ ne?
- Pirelli - DURSUNLAR OTOMOTİV
- VARTA Start-Stop Plus
- PIRELLI Cinturato P1 VERDE
- İşkur iş arama iş sorgulama - işkur iş ilanları
- İşkur
- MEB'in yeni TEOG sınavı skandalla başlıyor! 27 Kas 2013 22:19 Samanyolu Haber
- ..
- RAVZANA GİDENLERİN
- ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA-
- İNTERNETTEN NASIL PARA KAZANABİLİRSİNİZ?
- MERSİN TEMİZLİK ŞİRKETLERİ COŞARLAR TEMİZLİK,05377972341
- Mersin Temizlik Şirketleri Tuğbam Temizlik
- meslek seçim alanları
- Hızlı Geçiş Sistemi Hakkında Herşey
- NE ZAMAN SENİ GÖRSEM KABE'DEYİM-ORHAN AFACANB
- KARI-KOCA HAKLARI
- öylesine
- Çalışan Kişiler İçin Ek İş İmkanı
- SELAM OLSUN
- Parasız hizmet, silahsız savaşa çıkmaktır
- Diplomatalık için yardım lütfen.
- BEŞYÜZ DERDEDEVA
- ÇİNCE EĞİTİMİ - ÇİNCE KONUŞARAK ÖĞREN - TİCARET ÇİNCE'Sİ
- Namaz kılarak insanlar işlerini yapamazlar mı?
- ??
- Vakıa suresi (mucize)
- Internet tabanlı Serbest çalışma İmkanı
- DURSUNLAR OTOMOTİV Pirelli Yetkili Satıcı-Servis
- DURSUNLAR OTOMOTİV Pirelli Yetkili Satıcı-Servis
- sondaj

islamikariyer.com (2006-2008).