Arsiv Bölümü

warning: Creating default object from empty value in /home/kariyer/domains/islamikariyer.com/public_html/modules/archive/archive.inc on line 53.
Tarih

Tüketen Tükenir!

Samed olmayana yakışan, Samed olmadığının bilinciyle davranmaktı. Meselâ, vermek için almaya muhtaç olduğuna, alış-veriş dengesini kurmak, giderini gelirine göre ayarlamaktı. Gider oluyor ama gelir sağlanmıyorsa, veyahut gider hep gelirden fazla oluyorsa, bu işin bir yerde tökezleyeceği muhakkaktı. Samed olan Rabbimizin, Samed olması imkânsız biz kulları için yazdığı bir ‘âdetullah’ vardı: Aldığından fazlasını veren her yapı, on, dokuz, sekiz, yedi.. derken, kendini yer bitirirdi. Tüketen, tükenirdi!

Boş sözlerin karın doyurmaz hale geldiği günlerdi. Boş sözler hiçbir zaman karın doyurmazdı zaten. Ama, peynir gemisini dahi yürütmeyen lâflarla devlet gemisini yürütmeye çalışanların varlığı aşikârdı, ve onlardan sâdır olan boş sözlerle bir dönem için sanal bir doygunluk hissine kapılanlar vardı. Ne ki, olan olmuş, yanlış hesapların muhakkak fıtrattan döndüğüne; zira, Fâtır-ı Hakîm’in koyduğu ‘kanun-u fıtrat’ın önüne geçip âdetullahın akışını değiştirmeye kulların gücünün yetmeyeceğine bir kez daha şahit olunmuştu.

BİR BAŞKA AÇIDAN EKONOMİ(MİZ)

Modern çağın insan zihnine aşıladığı en büyük zehirlerden birisi, hiç kuşkusuz, evreni ve hayatı bölümlere ayırıp onu bütünden koparması. Fizik, kimya, biyoloji gibi bilim dallarının her biri, hakikatın bir ucunu belki barındırıyor. Ama, filin kulağını, kuyruğunu, bacağını vs. tutup da fili onlarla izaha kalkışan körlere benzemekten kurtulamıyorlar.

Huzur Nasıl Yaşanır?

Şu içerisinde yaşadığımız çağdaki insanlara ve hayata baktığımızda gördüğümüz, genellikle, çelişik yaşamlardı.Mutluluğu yaşamak isteyen insanlık çoğunlukla mutsuzluğun göbeğine saplanmış durumdaydı.Hiç olmazsa bu dünyanın geçici olduğunu ve bir baki hayata hazırlık konumunda bulunduğunu bilerek yaşayan insanların bu mutsuzluk sendromundan kurtulmuş olduğunu görebileceğini sanıyordu insan.Oysa gerek dünyayı kalıcı imiş gibi yaşamayı hedeflemiş olanların, gerekse bu dünyayı geçici olarak yaşaması inancının gereği olan insanların yıpratıcı ikilemler içerisinde yuvarlanıp gittiğini görmek şaşırtıcı bir durum arzediyordu.

Baki bir hayatta ebedî bir saadet için yaratılan insanın fani bir diyarda sınırlı lezzetlerle tatmin olamadığı için huzursuzluğa düşmesini rahatlıkla anlayabiliyordunuz. Gerçek ehl-i dünya tam da bu yüzden huzursuz durumdaydı. Yani, anlaşılır bir durumdu onların huzursuzluğu.

"Ekonomik Kriz" ya da Yasak Meyveyi Yemek

Biliriz ki, bazen hastalık zannedilen bir rahatsızlık başka bir hastalığın belirtisi olabiliyor; karın ağrısı, mide bulantısı ve yüksek ateşin bir besin zehirlenmesinin işaretleri olması gibi. Bu belirtilerin görüldüğü bir kimseye "Rahatsızlığı, yüksek ateş" veya "Mide bulantısı hastalığı var" denilmesi, bir düzen ve ahenk içinde yaşatılan bedenin bir bütün olarak gözönüne alınmadığını gösterir. Dahası, asıl hastalığı gözden kaçırır ve tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Bunun gibi, toplumca bir süredir daha derinden hissettiğimiz maddî rahatsızlığın ardındaki gerçek hastalığı teşhis etmek gerekiyor. Tâ ki, hem o belirtiler ortadan kaldırılabilsin, hem de işaret ettiği asıl problem...

Krizden Güçlenerek Çıkmak

Her insanın hayatında bunalımlı dönemler vardır.Plânlar ters gider, beklenen kârlar elde edilemez, hastalık ve kazalar günlük hayatın akışını bozar.Herşeyin kötüye gittiğinin hissedildiği an dayanacak bir şeyler ararız.Güvenebileceğimiz iç kaynaklar bulmaya çalışırız.Kişiliği zayıf insanlar kolaycılığa koşarlar sığınacak bir liman arayışı içinde birilerine sarılırlar.Kişiliği güçlü insanlar öz kaynaklarını, içlerindeki gizli güçleri ve yetenekleri geliştirmeye çalışırlar.

Başımıza ne geldiği değil ona gösterdiğimiz tepki önemlidir.

İki fare süt kazanına düşer. Birincisi korkuya kapılıp, kendine güveni kaybettiğinden, yenilgiyi kabul ederek çırpınmaktan vazgeçer. Bir süre sonrada ölür. Diğeri ise “Bu işin üstesinden gelmenin mutlaka bir yolu vardır.” der. Çırpınır, çırpınır, çırpınır.. ve bir süre sonra sütün üzerinde kalın bir yağ tabakası oluşur. Farede bu yağ tabakasının üzerinden dışarıya atlar.

Gökte Ay Var, Yeryüzünde Benlik

Dr.Mavi, M’ye “ayla hiç aran bozuldu mu, onunla hiç sürtüştün mü?” sorusunu yöneltirken amacı neydi?

Dr.Mavi, M’ nin kendine bir de aydan bakmasını istiyordu. Geçen sayıda yazdığım gibi insan bir nesneyi tanımak istiyorsa o nesneye başka başka yerlerden bakmalıdır. İnsan kendisini tanımak istiyorsa kendine başka başka yerlerden (açılardan) bakmalıdır. Bu şekilde insan kendisiyle ilgili taze, farklı, daha derin bilgiler elde edilebilir. Yaşam durağanlık tanımaz. Yaşam hareket ve devinim üzerine kuruludur. Devinimle nesneler bir halden başka hallere geçerek gelişirler, bulundukları halden daha mükemmel bir hale ulaşırlar. İnsanın kendisini tanıması da bir süreçtir ve bir devinime tâbidir.

M bu ihtiyaçla Dr. Mavi’ye başvurmuştur. İnsanların zihnine takılmasını, onlarla sayısız kurgular kurmasını, onların zihnini meşgûl etmesinin nedenini çözümlemek istemektedir. İstediği daha az sürtüşmesiz bir yaşamdır. M’nin Dr. Mavi’den istediği budur: Daha az sürtüşme. Ama bana sorarsanız M’nin gerçekte istediği kendini tanımaktır. İnsanlarla yaşadığı sürtüşme sorunu burada M’yi kendine götürecektir.

Parasız kaldığınız oluyor mu?

Zekâtın verileceği, harcanacağı kişiler ve müesseseler

ZEKÂT NEDİR?

Zekat, İslamî ölçülere göre zengin sayılan bütün Müslümanların, verilmesi uygun olan kişilere ve yerlere her yıl belli oranda vermeleri gereken mali bir ibadettir.

Ramazan ayında yapılan ibadetlerin sevabı daha çok olduğu için, mesela bir farz yetmiş farza muadil, bir nafile de farz ibadet yerine geçtiğinden, zekat da ekseriyetle bu ayda verilmektedir. Dolayısiyle zekatla ilgili meseleler de fazlaca bu ayda konuşulmaktadır.

Veren elin üstünlüğü

“Yeter” sözünün telâffuzunu güçleştiren asıl neden, bizim almaya programlanmış olmamızdır. Tüketim uygarlığı, insanı, sürekli olarak almaya, yutmaya, öğütmeye, tüketmeye teşvik eder ve bunları bir hayat amacı olarak önümüze koyar. Bu uygarlığın temelinde yatan felsefe, ne pahasına olursa olsun büyümektir. Büyüdükçe büyümeyi amaçlayan insanlar, kurumlar veya topluluklar ise, “Yeter” diyebilme şanslarını daha işin başında kaybetmişlerdir. Onların bir yeterlilik ve doyum hissini yakalayabilmek için tek bir çareleri vardır: hayatlarını bu çürük zeminden kurtarıp daha başka ve sağlam bir zemin üzerinde yeni baştan kurmak. Yoksa, “almaya” programlanmış bir hayat tarzının şurasını veya burasını yamayıp rötuşlayarak onu verimli ve tatmin edici bir hâle getirmek mümkün değildir.

Aslında insanın manevî yapısı, almaya değil, vermeye göre düzenlenmiştir. Vermeyi esas alan bir hayat tarzını benimsediğinizde, bütün taşlar yerine oturmaya başlar. Bunun apaçık kanıtlarını, her iki taraftaki sayısız örneklerinde gözleyebilirsiniz. Taraflardan birinde sürekli açlık, huzursuzluk ve çevreyle uyumsuzluk, diğerinde ise doyum, haz ve çevreyle uyum vardır. Sade hayat gönüllülerinden Janice L. Krouskop, babasının kendisine şu şekilde öğüt verdiğini anlatır: “Bu dünyada bir alanlar, bir de verenler vardır. Alanlar belki daha çok yiyebilir; fakat verenler daha rahat uyur.”

Reklam Ne İşe Yarar?

Batı uygarlığı, insanı reklamlarıyla tüketici yaptı.Bunun için de reklamı yeniden icad etti ve tüketim ekonomisinin en önemli dayanağı haline getirdi.Zamanla, bu sektör, cazip imkânlarıyla insanların en yeteneklilerini kendisine çeken, bilim adamlarına halkın zayıf taraflarını keşfetmek ve bu noktalardan onları yakalamak için yüksek ücretlerle araştırmalar yaptıran, kitleleri tüketim yarışında hiç soluk almaksızın koşturup durmak için her gün yeni yöntemler keşfeden ve tuzaklar kuran bir muazzam sektöre dönüştü. Bugün reklamsız bir hayat değil, bir gün bile düşünmek imkânsızlaşmış olduğu için, bunun anlamını sorgulamak, onun bize ne verdiği ve bizden neyi alıp götürdüğü gibi sorular üzerinde durmak, aklımızın köşesinden bile geçmiyor. Veya geçse bile onu zaten hayatımızdan çıkarma imkânına sahip olmadığımız için, bir yararı olmayacağını düşünerek üzerinde durmuyoruz. Zaten, tüketici rolünü benimsemekle, reklamlar tarafından yönlendirilmeyi de peşin olarak kabul etmiş bulunuyoruz. Onun için, bize biçilmiş olan bu rolü sorgulamaya ve kendi hayatımızda yönetimi tekrar ele geçirmeye teşebbüs etmeden önce, başımıza bu büyük çorabı ören mekanizma üzerinde durmamız gerekiyor.

Rakamların Diliyle-2

Televizyonda reklam oranı ne kadardır: % 40

•••

Basılı medya reklam oranı ne kadardır: % 50

•••

İnternette reklam oranı ne kadardır: % 4.

•••

2006 Mayıs ayında televizyonda internet reklamları kaç saniye yayınlanmıştır: 2.043.555

•••

2006 Mayıs ayında televizyonda dondurma reklamları kaç saniye yayınlanmıştır:549.491

•••

2004 yılında Amerika’da reklama yapılan yatırım kaç milyar dolardır: 145.8

•••

2004 yılında Türkiye’de reklama yapılan yatırım kaç milyar dolardır: 1.3

Rakamların Diliyle

Yapılan araştırmalara göre Türk halkının yüzde kaçı mutlu: % 48,5

•••

Aynı araştırmaya göre Türk halkının yüzde kaçı mutsuz: % 9.9

•••

Yüksek okul, üniversite, lisans üstü ve doktora mezunlarından

mutlu olduklarını belirtenlerin oranı: % 64

•••

İlkokul mezunu bireyler içinde mutlu olduklarını belirtenlerin oranı: % 57,7

•••

Bireylerin mutluluk kaynağı kişiler araştırıldığında, “aile”sini belirtenlerin oranı: %68,1

•••

Kalabalık ve Cemaat “Haydi Müslümanlar Camiye”

Sokaklarımız çok değişti. Eskiden kapı önleri ev sahibine aitti. Şimdi ise devlete ait. O yüzden, eskisi gibi evinizin önünü süpürgeyle temizlemenize gerek yok. Çöpçü gelir temizler nasıl olsa. Ama evimin önü diyerek arabanızı pencerenizin önüne park etmeyi de artık unutun. Belediyenin otopark görevlisine vereceğiniz ücreti cebinizde hazır bulundurun.

Alışveriş mekânları da değişti. Kahraman bakkallar savaşı kaybetti. Onların yerini, büyük alışveriş merkezleri ve hipermarket zincirleri aldı. Yapılan istatistiklere göre, insanlar en çok alışveriş merkezlerine girip çıkıyor. Bu da gösteriyor ki, toplumsal yaşamın merkezinde artık ‘merkez camileri’ değil, alışveriş merkezleri var.

Kredi Kartı Kullanımı

Soru: Mağazamızda kredi kartıyla satış başlatmak istiyoruz. Banka, satış bedellerini müşterinin hesabından firmamıza ödeme karşılığında %6'ya kadar bir kesinti yapmaktadır. Böyle bir muamele caiz midir? Kredi kartının İslâmî açıdan kritiğini yapar mısınız?

İlke Merkezli Yaşamak

İnsanın ihtiyaçları ve istekleri sonsuz olup ihtiyaç dairesi, gözün gördüğü kadar büyük ve geniştir. Hattâ, hayal nereye uzansa ihtiyaç dairesi de o kadar genişler. İnsanlar bu istek ve ihtiyaçlarını karşılamak için çabalayıp dururlar ve bunları elde ettiklerinde mutlu olacaklarını düşünürler.

Acaba insanın yegane mutluluk kaynağı, bu ihtiyaçların hangi şekilde olursa olsun karşılanması mıdır? İnsanın öncelikleri; daha çok kazanmak, itibar, şöhret sahibi olmak, yeni bir ev, güzel bir araba gibi maddî varlıklar edinmek ve nihayet başarılı olmak mıdır? İnsan verdiği sözü tutmadan, kaynaklan paylaşmadan, anlayışlı ve alçak gönüllü olmadan, sorumluluğunu yerine getirmeden sevilen ve güven duyulan birisi olabilir mi?Sevilmeyen ve güven duyulmayan insan gerçekten mutlu olabilir mi? "Benim istediğim", "benim tarzım", "benim görüşüm" deyip ben merkezli yaşamak mı, yoksa kendi dışına uzanarak başkalarına yardım etmek ve katkıda bulunmak gibi hizmet merkezli yaşamak mı insana doyum verir? Kısacası, hayatımızın yönünü, davranışlarımızı, kararlarımızı belirlerken, "pratik çözümler ve "kestirme yollar mı esas alınmalı, yoksa gerçek ilkelere mi bağlı kalınmalı?

Tehlikeli Sınırlar

Bulutlarda renk cümbüşünü hayranlıkla seyrettiğimiz gurub vakitlerinde, Güneş dağlara bitişik görünür.Fakat ilim dürbünü ve akıl gözüyle bakan herkes bilir ki; Güneş ile dağlar arasında binlerce dünyanın girebileceği büyük bir mesafe vardır.Üzerinde fazlaca kafa yormadığımız, sathî bir nazarla baktığımızda, birbirine bitişik veya eşdeğer görünen pek çok kavram ve kelimede olduğu gibi (gayret-hırs, iktisat-cimrilik, cömertlik-israf, gıpta-haset vb) arasındaki mesafeyi anlayamayabiliriz.

Gayret, nerede hırsa dönüşür? Tasarruf ve iktisat, hangi safhadan sonra cimriliktir? Cömertlik, hangi sınırdan sonra israftır? Gıpta, gelişme dinamiklerinden biri olurken; haset, neden yakar ve yandırır? Birbirine bitişik gibi görünen bu kavramlar arasında niçin dünyalar kadar mesafeler vardır?

İSLÂMÎ DURUŞ

Duruş!..

Her insanın bir duruşu vardır. Bilerek bilmeyerek, isteyerek istemeyerek, ortaya koyduğu, hayatı boyunca sergilediği bir duruş..

Kişiliği, karakteri, kimliği, yapısı, ırkı, kanı, ailesi, okulu, eğitimi, tarihi ve coğrafyasının etkisiyle şekillenen bir kişilik duruşu vardır herkesin.. İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerden biri, belki de en önemlisi budur.

İnsan, duruşuyla insandır. İfadesi, düşüncesi, tavır ve davranışları kendisine has olan bu duruşu yansıtır. İnsanın; insan, hayat, dün, bugün ve gelecek anlayışı bu duruşun özetidir.

Ekonomide, ticarette, siyasette, eğitimde, sağlıkta, yönetimde, sosyal ilişkilerde hep karşılıklı duruş söz konusudur. Bakışınız, tebessümünüz, seçtiğiniz kelimeler, selâmınız, ikramınız, anlayışınız hep sizin sosyal duruş’unuzu ortaya koyar.

Linkler

Bilgi erisiminde gecici kopukluk olustu: Access denied for user 'web7'@'localhost' (using password: YES)

Böyle Birisinin Duasını Allah Nasıl Kabul Etsin?

Soru: Rızık deyince ne anlaşılır, rızkın kapsamı nedir?Rızık sözlükte; Yiyecek, giyecek ve yararlanılacak her şey, karna girip gıda veren şey, yağmur, bağış, maaş gibi anlamlara gelir. Bazı âlimler rızkı, insan ve diğer canlıların yaşamaları için yiyip içtikleri “besinler” olarak tanımlarken, Eş’arî âlimleri tarifi geniş tutarak, rızık; “Allah Teâlâ’nın bütün canlılara, yiyip içerek gıdalanmaları ve yararlanmaları için lutfettiği şeylerdir.” demişlerdir.

O Zamanın Hırsızları Tevbe Ederdi

Son günlerde artan hırsızlık olaylarını önlemenin çâresi, insanları böyle gayr-ı meşrû hareketlere zorlayan sebepleri ortadan kaldırmak, buna rağmen hırsızlık yapanlara da caydırıcı ceza vermektir, dedikten sonra hırsızların çeşitlerinden kısaca bahsedelim: Yıllar önce bir gazetede, şöyle bir ilan görmüştüm: “Hırsız efendi! Çaldığın cüzdanımdaki paralar senin olsun! Lütfen içindeki evrâkı aşağıdaki adresime gönder!...” Kendisine “efendi” diye hitap edilen bu hırsızın, evrakı sahibinin adresine gönderip göndermediğini –tabii ki- bilmiyorum ama bazı zerafet sahibi hırsızların tarihe geçtiklerini, menkıbe kitaplarında yer aldıklarını hatırlıyorum.

Çağımızda Kurumsallaşan Fitne

Fitne kelimesi için sözlükte şu karşılıklar yazılı: "1. Bela, mihnet, sıkıntı. 2. Ayartma, azdırma. 3. Fesat, ara bozma, karışıklık, ihtilâl. Îkaz-ı fitne: Karışıklık çıkarma. 4. Dinsizlik, canilik. 5. Ceza. 6. Delilik. 7. Güzel yüz, güzel göz; güzel kadın. (Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ferit Devellioğlu).

Günümüz hayat tarzı, fitne kelimesinin karşılığı olan gerçek veya mecâzi bütün anlamlara karşılık bulduğu bir ortam sergiliyor. Günümüz hayat tarzı… Bu demektir ki, kapitalist iktisadî ilişkilerin, serbest piyasa ekonomisinin, nerdeyse hayvanca denebilecek bir serbesti ortamının, demokrasi denilen bir tür sahtekârlığın yürürlüğünü sürdürdüğü hayat…

Makyavel (Machiavelli), asırlar öncesinde amacın aracı haklı çıkardığını söylerken, ülkesinin o günkü şartları îtibariyle belki haklıydı. Fakat Hıristiyan Batı kültürü de, nasıl bir ahlâk anlayışına teşne olmalıymış ki, bir adamın, bir dönem için ve kendi ülkesinin şartlarını göz önünde bulundurarak kendi prensine yönelttiği öğüt, birdenbire bir genel kabule mazhar oldu ve o günden bu yana Batı kültürünün temel ahlâk ilkelerinden biri haline geldi. Günümüz politika hayatında kirli çamaşır pazarlamacılığı bu ilkeye dayanmaktadır. Ekonomi hayatında rakiplerinin canını çıkarırcasına girilen rekabet ortamı gene aynı ilkenin ürünüdür.

Zekat Kimlere Farzdır?

Zekâtın farz olması için şu şartların bulunması gerekir:

a) Mükellef olmak. Hanefîlere göre, zekâtla yükümlülük için, müslüman olmanın yanında, akıllı olmak ve ergenlik çağına ulaşmış bulunmak da gereklidir. Çünkü gayri Müslimler, akıl hastaları ve çocuklar namaz ve oruç gibi ibadetlerle yükümlü olmadıkları gibi zekâtla da yükümlü değildirler. Zekât bir ibadettir. İbadetle sorumluluk ise ergenlik ve temyiz çağına ulaşmakla başlar. Hanefîler dışındaki mezhep imamlarına göre ise, zekâtın farz olması için ergen ve akıllı olmak şart değildir. Bu yüzden çocuğun ve akıl hastasının mallarından da zekât vermek gerekir. Zekâtı bunlar adına velî veya vasîleri öder. Dayandıkları delil şu hadistir: “Malı bulunan bir yetimin velisi olan kimse, bu malı ticaretle çalıştırsın, malı bırakıp da zekât onu tüketmesin.” Bu müctehitlere göre zekât mala bağlı bir yükümlülük olup, akrabalık nafakasında olduğu gibi, müslüman ailenin bir ferdi olan mal sahibinde, ehliyet şartları aranmaksızın gerekli olur.

Düşmeden Yürümek

Darılma yok; dayanma var. Yıllar önce zihin defterime yazdığım müthiş bir söz. Hayatın zorlukları ve güçlükleri karşısında başarılı olmanın kaynağı, dost da olsa düşman da olsa, darılma yok, dayanma var. Düşmanlık yok, dostluk var. Kin ve nefret yok, sevgi ve hoşgörü var.

Yolları çok kaygan ve tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz. Bu sebeple her türlü kazaya, sıkıntıya maruz kalma ihtimalimiz büyük. Hâdiseleri ne kadar kendi doğrularımız açısından görmeye ve organize etmeye çalışırsak, yanılma ve sıkıntılarımız o ölçüde artacaktır. Halbuki hayatımızı temel gerçekler çizgisinde düzenlememiz, bize dünya ve ahiret mutluluğunun (saadet-i dareyn) kapısını açma fırsat ve imkânını hazırlayacaktır.

Banka Hesabı

'Zamana yemin olsun ki, insanların çoğu hüsrandadır. İman edenler, iyi şeyler yapanlar, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.' (Kur'ân-ı Kerim, Asr Suresi)

Her sabah 86.400 doların yatırıldığı bir banka hesabınız olduğunu düşünün. Ama bu, bir sonraki güne aktarılmıyor olsun. Bir başka deyişle, her akşam hesabınız sıfırlansın. Ne yapardınız? Her gün, hesabınızdaki parayı son kuruşuna kadar çekerdiniz değil mi?

Verimli Toplantının Hususiyetleri

Toplantı, belirli bir yer ve zamanda insanların bir araya gelerek fikir alışverişinde bulundukları, kararlar aldıkları bir faaliyettir. Bilgileri paylaşmak, belirli meseleleri konuşmak, belirli iş ve aksiyon plânları hazırlamak, değerlendirmek ve yorumlamak gibi maksatlarla toplantılar gerçekleştirilir. Farkında olunsun veya olunmasın her toplantı, belli bir zaman dilimine, kaynakların bir araya getirilmesine ve belirli bir sermayeye (maddî, sosyal ve bilgi sermayeleri) ihtiyaç duyar.

İşgücü Veriminde Mekan Nasıl Olmalı?

Milletlerarası rekabetin giderek arttığı günümüzde, işletmeler pazarda tutunabilmek için, teknolojik yeniliklere ayak uydurmak ve bilgi, sermaye, işgücü, makine, toprak gibi temel üretim faktörlerini en verimli şekilde kullanmak mecburiyetindedir. İşgücünün şuurlu kullanılması, verimliliğin artırılmasında öncelikli bir yer tutar. Bilhassa çalışma mekânındaki şartların imkân dâhilinde optimize edilmesi, işgücü kapasitesinin yerinde kullanılmasına müspet tesir eder.

Enflasyonla Mücadele

Enflasyon, bir ekonomide, belli bir dönemde, fiyatlar genel düzeyinin sürekli yükselmesidir. Enflasyon, cari fiyat düzeyinde toplam talebin, toplam arzdan fazla olmasından kaynaklanmaktadır.

Bir ekonomide enflasyon, kısa dönemde kaynak ve gelir dağılımını bozduğu, uzun dönemde ise büyümeyi engellediği için mücadele edilmesi gereken önemli bir istikrarsızlık kaynağıdır.

Kamu Harcamaları Politikası

Varlık Vergisi

11 Kasım 1941 tarihinde, özellikle gayrimüslüm ticaret erbabını hedefleyen varlık vergisi kanunu çıkartıldı. II. Dünya Savaşı yıllarında Türkiye´de enflasyonun artması, karaborsacılığın yaygınlaşması ve bu sayede aşırı kazanç sağlayan bir zümrenin ortaya çıkması ile gelişen süreçte bu kazançların vergilendirilmesi amacıyla devlet tarafından konan vergidir. Uygulama 1,5 yıl sürdü. Ödeme yapmayanlar çalışma kamplarına gönderildi.

1987-1993 Türkiye Ekonomisi

1986-1989 döneminin ilk yarısında ekonomide canlılık, ikinci yarısında ise durgunluk görülmüştür. 1986 yılında iç talepteki artış, petrol fiyatlarındaki düşmenin yarattığı uygun uluslararası koşulların da katkısıyla, ekonominin hedeflenen uzun dönem büyüme hızının üzerinde büyümesine yol açmıştır. Bu süreç, 1987 yılında da devam etmiş ve büyüme hızı %9,8 olarak gerçekleşmiştir.

1983-1987 Türkiye Ekonomisi

1984 yılında, kur politikalarında esneklik sağlanmıştır. Bankaların, alış ve satış kurlarının, T.C. Merkez Bankası´nca günlük olarak belirlenen esas kurun dövizlerde %6, efektiflerde ise %8 altında veya üstünde belirlenmesine izin verilmiş, ancak döviz alış ve satış kurları arasındaki farkın %2´yi aşmaması şart koşulmuştur.


Lütfen ilanlariniz icin ilan ekle formunu kullaniniz!

sitemizdeki yer alan yorum mantigindaki tüm ilanlar yayindan kaldirilmistir. Ilanlarini ilan ekleme forumunu kullanarak ekleyiniz. Sistemdeki mevcut ilan gösterimleri buradaki sayfamizda aktif haldedir. Teknik sorun ve diger sorulariniz icin lütfen bizimle buradan iletisime geciniz


Eklenen Tüm Ilanlar



Bizimle çalışmak isterseniz buraya tıklayınız


data-ad-client="ca-pub-2336117989709366"
data-ad-slot="5297746677"
data-ad-format="auto">

Google
 

Son yorumlar

Anket

- Mersin Temizlik Şirketleri Tuğbam Temizlik
- Moncler Vest Men Cap Purple - $169.00 : Cheap Moncler Outlet Online Store, cheapmonclerco.com
- VASIFSIZ PERSONELLER
- harita ve kadastro is imkani maas matematik
- Bizimle çalışmak için buraya tıklayınız
- Google'da İşe Girmenin Yolları
- 0 530 112 06 06 - Ankara Oto Kurtarma Nak.San.Tic.Ltd.Şti
- BP (British Petrolium) ve ateşe tapanlar arasındaki bağ ne?
- Pirelli - DURSUNLAR OTOMOTİV
- VARTA Start-Stop Plus
- PIRELLI Cinturato P1 VERDE
- İşkur iş arama iş sorgulama - işkur iş ilanları
- İşkur
- MEB'in yeni TEOG sınavı skandalla başlıyor! 27 Kas 2013 22:19 Samanyolu Haber
- ..
- RAVZANA GİDENLERİN
- ÇANAKKALE DENİNCE AKLIMA-
- İNTERNETTEN NASIL PARA KAZANABİLİRSİNİZ?
- MERSİN TEMİZLİK ŞİRKETLERİ COŞARLAR TEMİZLİK,05377972341
- Mersin Temizlik Şirketleri Tuğbam Temizlik
- meslek seçim alanları
- Hızlı Geçiş Sistemi Hakkında Herşey
- NE ZAMAN SENİ GÖRSEM KABE'DEYİM-ORHAN AFACANB
- KARI-KOCA HAKLARI
- öylesine
- Çalışan Kişiler İçin Ek İş İmkanı
- SELAM OLSUN
- Parasız hizmet, silahsız savaşa çıkmaktır
- Diplomatalık için yardım lütfen.
- BEŞYÜZ DERDEDEVA
- ÇİNCE EĞİTİMİ - ÇİNCE KONUŞARAK ÖĞREN - TİCARET ÇİNCE'Sİ
- Namaz kılarak insanlar işlerini yapamazlar mı?
- ??
- Vakıa suresi (mucize)
- Internet tabanlı Serbest çalışma İmkanı
- DURSUNLAR OTOMOTİV Pirelli Yetkili Satıcı-Servis
- DURSUNLAR OTOMOTİV Pirelli Yetkili Satıcı-Servis
- sondaj
- Vergi Bilinci
- Tesettürlü olmak ve iş imkanları

islamikariyer.com (2006-2008).