Konular

Kişisel Gelişim - Sub Categories

Bu Çocukta Potansiyel Var mı?

“... Sanırım, yıllar yılı babam kendini kandırdı, neredeyse koca bir ömrü boşa harcadı. Kendini hep başarılı sandı; başarısının kıstası da koyduğu hedeflere ulaşmaktı.

Çevresindekilerden hep daha başarılıydı; çünkü çoğu insanın hedefi bile yokken onun hedefleri vardı. Hedefleri öyle kolay hedefler de sayılmazdı. Ama onun hedeflerine ulaşmış olması başarılı olması anlamına gelmiyor. Hedeflerden daha önemli olan insanın potansiyelini kullanabilmesi. Örneğin, bir yarış arabasının saatteki azami sürati 300 km ise, düz bir parkurda kendine hedef olarak bir saatte 200 km yol yapmayı seçmesi ve hedefine ulaşması başarı olarak kabul edilebilir. Böyle bir hesaplama bir yarış otosu için kolaylıkla yapılabiliyor; ama insan kendi potansiyelini, öyle otomobilin önündeki km göstergesine bakar gibi bilemiyor. İşletmeler için de aynısı geçerli sanırım. Bizim şirket her yıl hedef belirler; ama her zaman hedef belirlerken bir önceki yılın rakamlarına bakıyoruz. Kimsenin de aklına “niçin potansiyelimize bakarak hedef belirlemiyoruz?” diye sormak gelmiyor. Halbuki potansiyelimizin altında iş yaparsak başarısız sayılırız. İnsanların da, kurumların da başarı çıtaları kendi potansiyelleridir.

Sonsuzluğun Anahtarı: Kanaat

Başarının ve mutluluğun en büyük anahtarı kanaat ise, en dehşetli kilidi hırstır. Kanaat, çılgınca istemek ve çalışmak; ama, ulaşılan her sonuca razı olmaktır.1 Hırs da çılgınca istemek ve çalışmak; ama, hiçbir sonuçtan razı olmamaktır. Bu şaşırtıcı farkı kavrayamamak yüzünden hırsa kapılarak dünyayı başımıza cehennem yapıyoruz.

Tarlanıza pirinç ektiniz, size düşen ne varsa, elinizden gelen herşeyi yaptınız. Sıra hasada geldiğinde, herhangi bir nedenle verim düşük oldu. Tek bir pirinç tanesi dahi elde etseniz, memnuniyetiniz yoksa, hırsınız vardır. Bir yarışa girdiniz ve birinci gelemediniz. Kaybetmek yüzünden esefleniyor, öfkeyle veya hüzünle doluyorsanız, orada hırs vardır.

Kendimizi kusursuz sanmayalım: Herkes hırs gösterir, ama hırsın şiddet dereceleri farklıdır. Az hırs az zarar verir; hırs şiddetlenirse insanı intihara veya cinayete kadar sürükleyebilir.

Aşırı Dünya Sevgisi

"Allahım!.. Dünyayı en büyük düşüncemiz ve bilgimizin ulaştığı son nokta kılma..." 1

Dualarıyla hem kendisi hem de ümmeti için en faydalı dileklerde bulunan Efendimiz (s.a.v), bu duasıyla gönülleri ahiretten ve maneviyattan uzaklaştıran aşırı dünya sevgisinden koruması için Cenab-ı Hakka niyazda bulunmaktadır.

Aşırı dünya sevgisi ahireti unutturmakta, iyilikseverlik ve yardımseverlik duygularını öldürmekte; bencillik, açgözlülük, gösteriş, kibir, gurur, şöhret tutkunluğu, başkasının malına göz dikme gibi karakter eksikliklerine sebep olmaktadır.

Dünyanın parlak cazibesine kapılan ve kendini tamamen dünyaya veren kişi, önce hayat standardını yükseltmek için bütün çarelere başvurmakta, ardından bu yüksek hayat standardını düşürmemek için daha çok kazanmaya, kendini daha fazla dünyaya vermeye mecbur hissetmekte; tek amacı dünya malı, mevki ve makam, şöhret ve itibar kazanmak olduğu için, çoğu kere -farkında bile olmadan- sahip olduğu ulvî hedef ve gayelerden uzaklaşmaktadır.

Stresle Başaçıkma

Stres, kişinin başetme yeteneğini aşan ya da zorlayan bir durum algılandığında ortaya çıkan bir tepki olarak tanımlanır. Bireyin başetme yetenekleri, stresli olayın üstesinden gelebilecek düzeyde olduğu sürece, kişi kendini aşırı gerilimden uzak tutabilir. Ancak olayın gerektirdikleri, kişinin başetme kaynaklarından daha ağır ise, bir dengesizlik durumu gelişir ve bedene fiziksel ve psikolojik taşıma kapasitesinin üstünde bir ağırlık yüklenir. Belki bu ağır yükü bir yere kadar taşıyabilirsiniz. Bedeniniz geçici bir dengesizliği hoşgörebilir ve silkinerek eski haline dönebilir. Ancak bu durum devam ederse, aşırı stresin işaretleri belirir ve arkasından bir tükenmişlik durumu ya da stresle ilgili diğer hastalıklar gelir.

Korkudan kaçarken düşülen tuzaklar...

KORKUDAN KAÇARKEN DÜŞÜLEN TUZAKLAR!

Kaygılardan kaçarken düşülen tuzak

İnsanların doğasından gelen temel içgüdüsel dürtüleri vardır. Bu dürtüleri hayata geçirdiğimizde haz aldığımızı görürüz

Haz duyduğumuz şeyleri tekrar yaşama eğilimimiz vardır. Böylece temel dürtülerimizi yaşamak ister ve yaşadıkça da aldığımız hazdan dolayı bunları tekrarlama eğilimini sürdürürüz.

Türküm, Doğruyum, Yarışmam!...

TÜRKÜM, DOĞRUYUM, YARIŞMAM!

Kulvarınız belli mi?

Uzun yıllardır düşünüp dururum, "neden biz bir türlü ipi göğüsleyemiyoruz?" diye. Dünya üzerinde yer alan hemen hemen her ülkenin kazandığı bir veya birden fazla yarış varken, biz neden hiç yarış kazanamıyoruz? Sonunda buldum. Bizler, oldum olası yarışları ve istatistikleri sevmeyiz. Çünkü sayılar yoruma açık değildir. Neyse odur ve gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya sererler. İddia ettiğiniz gibi bırakın birinci olmayı, ilk ona bile giremediğinizi size ispat edebilirler.

İnsanlar en çok neden korkuyor?

İNSANLAR EN ÇOK NEDEN KORKUYOR?

Bu korkuya çare yok!

21 bin kişiyle görüşülerek yapılan araştırmada, Türk milletinin en çok korktuğu şey ortaya çıktı. Ancak onun da çaresi yok!

Araştırma şirketi GfK'nın, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 20 ülkede gerçekleştirdiği "Endişeler Araştırması"na göre, Türkiye’de kişisel korkular içinde "aile içinde ölüm ya da ciddi hastalık/yaralanma" yüzde 47 ile birinci sırada yer alıyor. "Eşten/sevgiliden ayrılma endişesini" en çok Ruslar ve Türkler duyuyor.

Ömrüm Bugündür

İNSAN ARDINDA BİRŞEYLER BIRAKARAK gitmeye çalışıyor. Bir taraftan gidici olduğunu kabullenmek,bir taraftan kalıcı birşeyler bırakmak telaşı ve çelişkisi yiyip kavuruyor insanı. Elbette her insanın bu gökkubbe altında kendine mahsus bir izi olacaktır. Hiçbir insanoğluna silik, savruk biçimde geçmek yakışmıyor şu çöl misali dünyadan.

Lâkin, insanın dünya çölü üzerinde bir iz bırakma arzusu sırf dünyevî payandalara dayanınca, dayanılmaz bir zavallılık ve komiklik üşüşüyor zihnime. Dünyevîlikle mâlul insan, kendisini Rabbine nisbet etmekten uzaklarda, kıymetini ve endamını yine gelip geçici şeylerde arıyor. Ardısıra bıraktıkları da dünya toprağının ardına geçmedikçe, hayatı bir kum fırtınasının savrukluğu ve perişanlığı içinde eriyiveriyor; bir biçime bile bürümeden kayıp gidiyor. Dünyayı sırf dünyadan ibaret bilenleri kutuplardan tropiklere hediye olarak buzdan yapılmış takılar götüren zavallının haline benzetesim geliyor. Dünyanın oyalaması içinde bir biçim ve değere sahip gözüken şeyler, berzahın sıcacık gerçekliğine dokununca eriyiveriyor; hiçe düşüyorlar öylece.

Hedefinizi Nasıl Tanımlarsınız?

Başarıya götüren “hedef belirleme “ çalışmasının ilk aşamasını “hedefin tanımlanması” teşkil eder. Hemen herkes zihninde bir hedef ya da gönlünde bir aslan taşır. Ama neredeyse hemen hiç kimse gönlünde taşıdığının boşlukta sallanan bir hayal veya avuntu olduğunu bilmez. Aşağıda başlıklar altında işlediğimiz konuları inceleyelim. Bu özelliklere sahip olmayan istekler hedef olamaz. Gerçekleşemez:

1. Hedef tam istediğimiz şey olmalıdır. Vali olmayı hedeflediğini düşünen kişi gerçekten bunu istiyor mudur? Eğer fırsatı olursa bir Einstein veya bir Edison olmayı da kabullenebilecekse hedefi yoktur demektir. Çünkü tam istenen hedef ne kadar yüksek olursa olsun tamamen farklı olan bir başka hedefle çabucak yer değiştirebiliyorsa her defasında hedefe sahip olan kişi neredeyse sıfırdan başlamak zorunda kalır. Yerinden sık sık oynayan taşın etrafında taşa bağlı hiç bir şeyi sabitleştiremezsiniz.

Hedefimizin tam ve gerçekten istediğimiz şey olup olmadığını nasıl belirleyeceğiz?

İş Adamlarından Gençlere İş Hayatında Başarı Taktikleri

Zirvedeki zenginlere sorduk:

Gençlere başarılı olmak için neler önerirsiniz? Sizin alanınızda başarılı olmak için neler yapmalı? Tavsiyeleriniz neler?

İshak Alaton: “ Sizi rahatsız etse de, kendinize, bazı sualler yöneltin.”

Aranızda, planlamanın önemini küçümseyecek bulunabilir. İngilizlerin bir atasözünü tercüme etmekle yetiniyorum. “Varacağı limanı bilmeyen yelkenli için hiçbir rüzgar elverişli değildir.” Siz, hedefinizi, arzu ve isteklerinize göre tarif ve tespit edememişseniz, bütün maddi ve manevi servetiniz işe yaramayabilir.

Şimdi derin bir nefes alıp, aynanın karşısına geçin ve uzunca bir müddet gözlerinizin içine bakın. Kendinizi bulmaya ve tanımaya çalışın. Sizi rahatsız etse de, kendinize, bazı sualler yöneltin. Geçmiş günlerde başınızdan geçen bazı nahoş hadiseleri tekrar gözden geçirin. Bunların tatsız neticelerinde, kendi hatalarınızın payının ne kadar olduğu hakkında bazı yargılara varmaya çalışın...

TAMAHKAR İNSANIN DÜNYA HIRSI

Tamahkar insanlar kendilerinde olan nimetleri hırsla sahiplenir, şükretmeyi akıllarına getirmezler. Bu sebeple de bir türlü ellerindeki nimetlerden dolayı sevinç duyamazlar. Zihinlerinde hep daha da fazlasını elde etme arzusu vardır. Hatta ihtiyaçları olmasa bile yalnızca daha fazlasına sahip olma hırsı içinde yaşarlar ve çok küçük şeylere tamah edebilirler. Allah ayetlerde bu gerçeği haber verir ve bu insanların din ahlakını yaşamamakta ısrarlı olduklarına dikkat çeker:

"Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak; Ki Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal' (servet) verdim. Göz önünde-hazır çocuklar (verdim). Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim. Sonra, daha artırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur). Hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı 'kesin bir inatçıdır."
(Müddessir Suresi, 11-16)

Mutlu musunuz?

Mutsuzum diyenlere rastladıkça, babası bisiklet almadığı için çok üzülen Murat’ı hatırlarım. Murat, ilkokulu bitirmişti ve en samimi arkadaşına alınan bisiklet ona alınamamıştı. Memur olan babası, “Bisiklet seneye” dediği andan itibaren, Murat kendisini dünyanın en mutsuz insanı gibi hissetmeye başlamıştı. Zira bisiklet, Murat’ın mutluluk için olmazsa olmaz bir şartı idi. Bu şartı kendisi koymuş ve vazgeçilmez kılmıştı. Yani bir bakıma, mutsuzluğunun sebebini kendisi icat etmişti.

Hepimizin, mutluluk için böyle olmazsa olmaz şartları yok mudur?

Mutluluk için şart koştuğumuz her şey, aslında onun bize ulaşmasını zorlaştıran bir engel değil midir?

Mutlu olmak için şartlarımızı ne kadar azaltırsak, hedefe o kadar kolay ve çabuk ulaşmış olmaz mıyız?

Pekiyi bizim mutlu olmak için şartımız nedir?

Mutlu olmak için eğer zihnimizde kocaman bir liste varsa, ilk işimiz, bu listede yazılı maddeleri hemen azaltmamız, azaltabildiğimiz kadar azaltmamızdır…

İşsiz olabilirsiniz; ama "hedefsiz" olmayın

Toplum olarak en önemli problemlerimizden biri işsizlik ve gelir azlığı. İşsizlik sosyal patlamaların ana sebebi. Krizlerden sonra artan psikolojik sorunlar, boşanmalar vb.’nin bir kısmı ekonomik nedenlerden kaynaklanıp bu konuda milletçe daha duyarlı olmamız gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu problemin çözümünde her ne kadar idarecilere büyük görevler düşse de meselenin sosyal ve psikolojik kaynaklarının üzerinde de durulmalı ve gerek işsizler gerekse aileleri neler yapabilecekleri konusunda bilinçlendirilmelidir. İşsizliğin nedenleri elbette kişilerin içinde bulundukları şartlara göre değişmekle birlikte en büyük problem bilindiği gibi yeterli iş imkanlarının olmamasıdır. Bunun için daha fazla girişimcinin devletten destek alarak işsizlere iş imkanı açması gerekmektedir. Bununla beraber girişimcinin de uygun kalifiye elemana ihtiyacı bulunmaktadır. Bir konuda yetişmiş eleman bulmak kolay değildir.

Bir kişinin aranan eleman olma niteliğine sahip olamamasının bazı kişisel nedenleri de bulunmaktadır. Bunların başında kişinin yeterli eğitim alamaması, bilhassa tahsiline çeşitli sebeplerle devam edememesi gelmektedir. Bununla beraber eğitimli kesim arasında işsizlik oranının gittikçe arttığı da bilinmektedir.

Kişisel Gelişim

YOLCULUK

Yolculuk, her zaman düşündüm onu;
İçimde bu azgın davet ne demek?
Oraya, nerdeyse güneşin sonu ,
Uçmak, kayıp gitmek, kaçıp dönmemek.

Altımdan kaydırdı bir el minderi;
Herkes yatağında, ben ayaktayım.
Bir gece, rüyada gördüğüm yeri,
Gözlerim yumulu, aramaktayım.

Beni çağırmakta yabancı dostlar;
Bu dostlar ne güzel, dilsiz ve adsız.
Eski evde, şimdi bir başka ev var:
Avlusu karanlık, suları tadsız.

Her akşam, aynı yer, aynı saatte,
Güneşten eşyama düşen bir çubuk;

Kahve..

Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski universitelerindeki profesorlerini ziyaret icin biraraya gelirler.

Sohbet, sonunda isin ve hayatin stresinden sikayetlenmeye doner.

Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesor mutfaga gider ve yaninda buyuk bir termos icinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak uzere degisik tarzda ve ucuz gorunenden, pahali ve hatta cok ozel olanlarina kadar degisik kahve bardaklari ile gelir.

Herkes bir bardak secince, profesor soyle soyler:

'Farkettiyseniz, tum pahali gorunen bardaklar alindi ve geriye ucuz gorunumlu, sade bardaklar kaldi.

Sınırsız Şartlara Bağlı Mutluluklar

Mutsuzluk ve hayatından memnuniyetsizlik, insanın temel sorunu. Bu temel sorun ona dışarıdan dayatılmıyor. İnsanlar bu gezegen üzerindeki varlıklarını, gezegenle birlikte yaptıkları yolculuğun anlamsızlığını bir takım sınırsız şartlara bağlıyorlar. Kendi yaşamları için olmazsa olmaz kurallar koyuyorlar. Olmazsa olmaz şeklinde getirilen beklentiler, istekler, arzular, hedefler kişilerde düş kırıklıkları yaşanmasına yol açıyor. Bu da hayatın yaşanmaya değmez olduğu fikrini uyandırıyor.

Sabah yatağından kalkan bir insanın o günkü hava şartları ile ilgili “Mutlu olmak için ılık bir hava olmalı. Gökyüzü açık olmalı, hava ne soğuk ne sıcak olmamalı, yollar karlarla kaplı olmamalı”şeklinde bir kuralı varsa, yağmurlu bir günde bu kişinin yaşamını düşünün. Aklından geçireceği ilk düşünce “Ne berbat bir gün” olacaktır. Sabahtan akşama kadar bu yağmurlu ve kapalı hava için yüzlerce kez söyleyeceği ‘berbat’ sözcüğü onun o günkü hayatının psikolojisini belirleyecektir.

Krizden Güçlenerek Çıkmak

Her insanın hayatında bunalımlı dönemler vardır.Plânlar ters gider, beklenen kârlar elde edilemez, hastalık ve kazalar günlük hayatın akışını bozar.Herşeyin kötüye gittiğinin hissedildiği an dayanacak bir şeyler ararız.Güvenebileceğimiz iç kaynaklar bulmaya çalışırız.Kişiliği zayıf insanlar kolaycılığa koşarlar sığınacak bir liman arayışı içinde birilerine sarılırlar.Kişiliği güçlü insanlar öz kaynaklarını, içlerindeki gizli güçleri ve yetenekleri geliştirmeye çalışırlar.

Başımıza ne geldiği değil ona gösterdiğimiz tepki önemlidir.

İki fare süt kazanına düşer. Birincisi korkuya kapılıp, kendine güveni kaybettiğinden, yenilgiyi kabul ederek çırpınmaktan vazgeçer. Bir süre sonrada ölür. Diğeri ise “Bu işin üstesinden gelmenin mutlaka bir yolu vardır.” der. Çırpınır, çırpınır, çırpınır.. ve bir süre sonra sütün üzerinde kalın bir yağ tabakası oluşur. Farede bu yağ tabakasının üzerinden dışarıya atlar.

Gökte Ay Var, Yeryüzünde Benlik

Dr.Mavi, M’ye “ayla hiç aran bozuldu mu, onunla hiç sürtüştün mü?” sorusunu yöneltirken amacı neydi?

Dr.Mavi, M’ nin kendine bir de aydan bakmasını istiyordu. Geçen sayıda yazdığım gibi insan bir nesneyi tanımak istiyorsa o nesneye başka başka yerlerden bakmalıdır. İnsan kendisini tanımak istiyorsa kendine başka başka yerlerden (açılardan) bakmalıdır. Bu şekilde insan kendisiyle ilgili taze, farklı, daha derin bilgiler elde edilebilir. Yaşam durağanlık tanımaz. Yaşam hareket ve devinim üzerine kuruludur. Devinimle nesneler bir halden başka hallere geçerek gelişirler, bulundukları halden daha mükemmel bir hale ulaşırlar. İnsanın kendisini tanıması da bir süreçtir ve bir devinime tâbidir.

M bu ihtiyaçla Dr. Mavi’ye başvurmuştur. İnsanların zihnine takılmasını, onlarla sayısız kurgular kurmasını, onların zihnini meşgûl etmesinin nedenini çözümlemek istemektedir. İstediği daha az sürtüşmesiz bir yaşamdır. M’nin Dr. Mavi’den istediği budur: Daha az sürtüşme. Ama bana sorarsanız M’nin gerçekte istediği kendini tanımaktır. İnsanlarla yaşadığı sürtüşme sorunu burada M’yi kendine götürecektir.

Kişisel Gelişimde Başka Bir Çizgi

Benlik ve enaniyetlerin dizginlenemez olduğu bir dönemde özgüven ve "ben yaptım" deme gibi değişik tabirlerin gölgesinde nefislerin ukalalaştığını ve küstahlaştığını düşünüyorum. İnsan karakteri, kabiliyet ve istidatları ortaya çıkarılmalı, onların gelişmesine tabiî ki gayret gösterilmelidir. Fakat, böyle bir neticeyi elde etmek için kullanılacak üslup ferdi şımartacak ve onu bencillik girdabına düşürecekse ondan uzak kalınmalıdır.

Kendini Yenilemenin Dinamikleri

Bir sistem veya kurum inşa edilirken yaratılış kanunları gereği, onun yıkılış ve ölüm tohumları da birlikte sisteme ekilmektedir. Bir benzetme ile bunu akla yaklaştıracak olursak, “canlılarda doğum aynı zamanda ölümün ilk başlangıç noktasıdır” şeklinde bir misal verebiliriz.

Dümendeki çocuk gibiyiz her birimiz...

İŞLETME BİLİM UZMANI: ADNAN ŞİMŞEK

“Yanlış haritaya bağlı çabalardaki artış, sizi yanlış yere daha hızlı götürür” S.COVEY

Dümendeki çocuk gibiyiz her birimiz...

Tercihlerimiz, belirlediğimiz rotamız, Rabbimizin izni ile bizi kâh fırtınalı denizlere, kâh ılıman iklimin hakim olduğu sakin limanlara götürüyor.

13 Adımda Geleceği planla

1. İnişe geçmeden, yükselen yeni dalgalara bin: Çünkü her çıkışın bir inişi vardır, zirvede tutunmak çok zordur, genellikle iniş kaçınılmazdır. Fakat yükselen yeni dalgalar sizi inişten korur.

2. Dünkü davranışlar hakkında düşünceleri değiştirir: Çünkü düşüncede değiştirilmeyen davranış tekrarlanır, değişim düşünceden başlar.

3. Dünyaya adapte olmak (normal insan davranışı) yerine dünyayı kendine adapte et (sıra dışı insan davranışı): Çünkü bütün gelişme, keşif ve buluşlar sıra dışı insanların eseridir.

Hedef Belirlemede Öneriler

Yazar Alice Seba’nın hazırladığı öneriler size hedef belirleme ve hedeflerinizi gerçekleştirmede yardımcı olabilir. 1. Beyin fırtınası yapın. Yapmak istediklerinizi liste haline getirin. Başlangıçta hiçbir fikriniz yokmuş gibi gelebilir ama sonra yapmak istediğiniz birçok şey peşpeşe gelecektir. Önemli bulduklarınızı seçip onlara öncelik verin.
2. Hedeflerinizi belirleyip listenizi görebileceğiniz bir yere koyun ve her değişikliği kaydedin. Böylece gelişimi görebilir, gelecekte hedef belirlerken daha başarılı olabilirsiniz.

İş ve Özel Yaşamda Başarısız Olmanın Beş Garantili Yolu!

Şirketlerde farklı seviyelerde bulunan insanlarla çeşitli ortamlarda birlikte çalıştığım için, ister işyerinde, ister evde olsun, kişisel ilişkilerde başarısızlığın beş ortak nedenden kaynaklandığını gözlemledim. Bunlar şöyle:

*Sürekli kendiyle meşgul olma
*Acele varsayımlar
*Olumsuz yaklaşımlar
*Beğenilme arzusu
*Nezaketsizlik

Sürekli Kendiyle Meşgul Olma

Özgüven Testi

Aşağıdaki soruları "evet" ya da "hayır" şeklinde cevaplayın.

1. İş ya da üniversite için yaptığınız üç başvurunuz reddedilirse kendi yeteneğinizden şüphe eder misiniz?

a) Evet B) Hayır

2. Büyük kalabalıklar kafanızı karıştırıyor ya da sizi korkutuyor mu?

a) Evet B) Hayır

3. Şu anda dolabınız eski püskü kıyafetlerle mi dolu?

a) Evet B) Hayır

4. Kendinize sürekli aynada bakar mısınız?

a) Evet B) Hayır

5. Yürürken ya da birini beklerken vücudunuzun duruşu dik mi?

BİR GARİP DUALAR

HEPİMİZİN BU DUAYA, BU DUANINDA HEPİMİZİN AMİNİNE İHTİYACI VAR.

Allah’ım!
Bana dilimle değil, halimle vazetmeyi nasip eyle, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Bana bir insanın elinden tutmadan önce, kalbinden tutmanın sırlarını öğret, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Okuma, öğrenme, öğrendiklerimizi uygulama aşkımızı ,salgın ve saygın bir hastalığa dönüştür, Ya Rabbi!

Allah’ım!
Bizleri dünlerde kaybolmaktan muhafaza eyle, yarına kalabilenlerden eyle, Ya Rabbi!

Allah’ım!

O ZAMAN

İçinden Psiko-Sosyal boyutu boşaltılan İslam dini,
İslam adında bir tiyatro oyununa dönüşür:

Namaz jimnastiğe,
Oruç açlığa,
Hac seyahate,
Sarık ve sakal imaja,
Başörtüsü cinsel bir objeye,
Camiler tembelhane ve gıybethaneye,
Evliliklerimiz darülacezeye,
Evlerimiz lokanta ve pansiyona,
Kulluğumuz sevap bezirganlığına,
Kader tembelliğe,
Allah, (Haşa) havale memuruna dönüşür o zaman.

İŞTE O ZAMAN;

Yobazlığın, bağnazlığın adı, takva olur o zaman.
Hazıra konmanın adı, teslimiyet olur o zaman.

BEN BUNU OĞLUMA ANLATAMADIM

-Bir gün oğlumla birlikte, bir berberde tıraş olmak için bekliyorduk.Oğlum yanında sigara içen birisine:
- kapalı mekanlarda sigara içilmez amcacığım diye hatırlattı. Adam gayet kaba ve küstah bir ifadeyle:
-O zaman sigarasız berbere git, senin dilin çok uzamış anlaşılan diye cevap verdi.Oğlum sorgu dolu gözlerle bana baktı.

Ben bunu oğluma anlatamadım.

-Yine bir başka zaman, bir başka berbere gittik..Bol küfürlü ve bol dumanlı bir sohbet vardı. Oğlum bu küfürlerin kötü kelimeler olduğunu söyledi. Oğlumla alay ettiler.

SEYRET ANADOLU’NUN YEŞİLLİKLERİNİ-3

67- Bizler millet olarak kıymetlerimizin dirisini değil, ölüsünü çok severiz. Sağlığında, ilgi ve alaka görmeyen, hatta sefalet içinde ölen birçok kıymetimiz, öldüğünde göklere çıkartılır. Söylemediği sözler, onun ağzından uydurulur. Nasıl olsa rahmetlinin, mezardan kalkıp itiraz etme durumu yoktur. Bir şairimiz bu durumu şöyle hicveder:
Sağlığında tuz bulamaz birçok insan katmak için aşına,
Öldükten sonra kitabe dikerler mezar taşına.

SEYRET ANADOLU’NUN YEŞİLLİKLERİNİ-2

Yazımıza, kaldığımız yerden devam ediyoruz.

34- Bir hamal, akşama kadar, yüzlerce kilo yük taşıyor. Hatta onlarca buzdolabını, çamaşır makinesini, apartman katlarına taşıyor.Dördüncü kat, beşinci kat vesaire. Bu yükleri taşımak, ona ağır gelmiyor. Ama, iki cihan saadeti için gerekli, en fazla on dakikasını alacak olan Namaza gelince:
- Bana çok ağır geliyor, kaldıramıyorum diyor. Ne kadar ilginç değil mi?


Lütfen ilanlariniz icin ilan ekle formunu kullaniniz!

sitemizdeki yer alan yorum mantigindaki tüm ilanlar yayindan kaldirilmistir. Ilanlarini ilan ekleme forumunu kullanarak ekleyiniz. Sistemdeki mevcut ilan gösterimleri buradaki sayfamizda aktif haldedir. Teknik sorun ve diger sorulariniz icin lütfen bizimle buradan iletisime geciniz


Eklenen Tüm Ilanlar


Google
 

Son yorumlar

Anket

islamikariyer.com (2006-2008).