Cevabını çoktandır beklediğim bir soruydu. Bu gidişin sonu nereye varacaktı? Rızk vardı, şükür yoktu. İsraf çok, kanaat yoktu. Âhir zaman içinde mızrak çuval içindeydi. Dünya ile âhiret, yalan ile doğru bir çarşıda beraber satılıyordu. Çokları âhirete ve doğruya beş para bile vermiyordu. Milyonlara para, nimetlere elhamdülillah denmiyordu. “Bir genç dinsiz olmuş” haberini kulaklar duymuyordu. Zira, televizyon “Dolar 42.000 lira olmuş” haberini veriyordu. Döviz büfelerine koşuyordu insanlar; vitrinlere, bankalara, radyolara, TV’lere koşuyordu.
Kimse kimseyi görmüyordu. Herkes kendini kurtarmaya çalışıyor, herkes kendini kurtarmaya çalıştığı için, herkes herkesi ateşe atıyordu. “Kendini kurtarma”nın âhirete bakan bir boyutu zaten epeydir yoktu. Binler, onbinler iman–küfür denkleminde sık sık yanlış şıkkı işaretliyor; körpecik tenler ve dimağlar ebedî bir yangına namzet hale geliyordu. Hiçbirimizin bâki dünyalar heder olup giderken fani cihanı neyleyim dediği yoktu. Alt kattaki teyzenin kardeşi ölüyor; “âhiret”i unutan teyze, isyanları oynuyordu. Hatırlatan yoktu. Yol arkadaşım olan orta yaşlı amca, “Mark şu kadar olmuş” diye hatırlatıyordu.




Son yorumlar
11 saat 17 dakika önce
11 saat 53 dakika önce
13 saat 12 dakika önce
20 saat 31 dakika önce
1 gün 19 saat önce
2 gün 6 saat önce
3 gün 5 saat önce
3 gün 11 saat önce
3 gün 19 saat önce
5 gün 20 saat önce