Kriz

warning: Creating default object from empty value in /home/kariyer/domains/islamikariyer.com/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.module on line 1364.

Müslümanın Dünya ile Alışverişi

Dünyada halen geçerli olan ekonomik sistemin içine düştüğü krizin bir “ahlâk krizi” olduğunu artık batılılar da söylüyor.

Geçerli ekonomik sistem;

• Koca dünyayı bitiren bu tüketim oburluğuna dayalı oldukça
• Devasa kaynakları küçük bir azınlığın tekelinde tuttukça
• İsraf ve kanaat kavramlarına uzak kaldıkça..

Yani temel anlayışı değişmedikçe bu krizler hep olacak.
Oysa insanlığın muhtaç olduğu ekonomi anlayışı hiç uzakta değil.
Gelin onu bir de bizim kavramlarımızla yeniden hatırlayalım.

Ülkemizde ekonomik anlamda işler epeydir kesat gidiyor. Talep azaldığı için üretimin kısıldığını, işten çıkarmaların sıklaştığını biliyoruz. Kapanan işyerleri, ödenemeyen borçlar yüzünden yaşanan trajedilere dair haberleri daha sık duyar olduk. Toplumun çok önemli bir kısmı geçimini sağlamakta zorlanıyor.

Lidere ne zaman ihtiyaç var?

Liderlik, yöneticilikten bütünüyle farklı eylemler içinde olmayı gerektiren bir iştir. İş dünyasının karmaşıklığında hem yöneticilik hem liderlik gereklidir.

Galileo, engizisyon mahkemesinde yargılanıp, “Dünya düzdür ve güneş dünyanın etrafında
dönmektedir.”, diyerek bilimsel olarak vardığı doğruyu hayatını kurtarmak karşısında inkar
ettiğinde, bu sonucu bütün kilise çanları büyük bir çoşkuyla çalarak halka duyurdu. Bu sırada
evinde onun görüşünden dönmeyeceğine inandığı için büyük bir kederle ölüm haberini bekleyen genç
asistanı önce hayrete düştü; daha sonra da büyük bir öfkeye kapıldı. Yaşlı usta eve döndüğünde
asistanının öfkesiyle karşılaştı. Asistanı, “Yazık kahramanı olmayan bir topluma!”, diye bağırdı.
Galileo büyük bir sükûnetle, “Yanlış;”, dedi ve “yazık kahramanlara ihtiyaç hisseden bir topluma!”
Bu görüşlerden acaba hangisi doğru? Düzenli toplumlar, kahramanlara ihtiyaç olmadan da
düzenlerini koruyup sürdürebiliyorlar. Ancak yeterince organize olamamış toplumlar konuyu düzene
sokmak ve geliştirmek için bir kahramana ihtiyaç duyuyorlar. Bu kavramları günümüz şartlarına
uygulayacak olursak, “yöneticilik” ve “liderlik” pozisyonlarından beklediğimiz farklı işlevler
kendiliğinden ortaya çıkar.

Ekonomik kriz ruh sağlığını tehdit ediyor

Türkiye Psikiyatri Derneği Dış İlişkiler Sekreteri Uzman Dr. Halis Ulaş, dünya genelinde yaşanan ekonomik krizin, ruh sağlığını tehdit ettiğini belirterek, “İşini kaybedenlerde, çalışan bireylere göre 2 kat daha fazla depresyon gözlenmektedir” dedi.

Türkiye Psikiyatri Derneği Dış İlişkiler Sekreteri Uzman Dr. Halis Ulaş, ekonomik krizin, hem işverenlerde hem çalışanlarda hem de işsizlerde ruhsal problemlere yol açabileceğini söyledi.

1980 sonrasında dünya genelinde birçok ülkede ekonomik krizler yaşandığını anımsatan Ulaş, 1992-1993’de Avrupa Para krizi, 1994-1995’te Latin Amerika krizi, 1997-1998’de Güney Doğu Asya krizi, 1998’de Rusya krizi, 1999’da Brezilya ve 2002’de Arjantin krizleri olduğunu, Türkiye’de de özellikle 1980, 1994, 2001 ve 2004 ekonomik krizlerinin ülke ekonomisini ve özellikle sosyo-ekonomik düzeyi düşük kesimleri olumsuz etkilediğini bildirdi.

Ulaş, Güney Doğu Asya krizinin ardından Kore, Tayvan ve Endonezya’da, Türkiye’de de 2001 krizi sonrasında işsizlik ve yoksulluk oranlarında artış saptandığını dile getirerek, şunları kaydetti:

Kriz, 260 bin kişiyi işsiz bıraktı

Küresel ekonomik kriz nedeniyle, Eylül başından bu yana dünya genelinde finans dışı sektörlerde işten çıkarılanların sayısı yaklaşık 260 bini geçti.

Dünyanın üçüncü büyük madencilik şirketi İngiliz-Avustralyalı Rio Tinto bugün 14 bin kişiyi ve dünyanın en büyük rulman üreticisi İsveçli SKF 2,500 kişiyi işten çıkaracağını bildirdi.

Kriz, dünya genelinde otomobil endüstrisinden telekoma ilaç üreticilerinden çelik şirketlerine pekçok sektörde işten çıkarmalara yol açtı.

Eylül başından bu yana en fazla işten çıkarma, 24 bin 600 kişiyle Kuzey Amerika'da faaliyette bulunan bilişim şirketi Hewlett-Packard'da oldu.

Hewlett-Packard'ı, 16 bin kişiyle Japon elektronik devi Sony, 14 bin kişiyle Rio Tinto ve 12 bin kişiyle ABD'nin en büyük telekom ve internet firması AT&T izliyor.

Eylül başından bu yana şirketler tarafından duyurulan belli başlı işten çıkarmalar şöyle:

Küresel Ekonomik Krizin Derin Sebepleri

Dünyanın bugünkü haliyle, Batı hızla bir enkaza dönüyor, tarihe mal ettikleri, Nobel ödülleriyle onore ettikleri iktisatçıların marifetiyle kurdukları ekonomik sistem tel tel dökülüyor.

Çok güvenilen, yıkılmaz kale sanılan uluslar ötesi bankaların her gün biri devlet kontrolüne geçiyor.

ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi Batı dünyasını temsil eden ülkeler, krizle baş etme konusunda acz içinde kıvranıp duruyor. Eskiden neredeyse dünyalı bile saymadıkları Çin ise Batı'yla kıyaslanamayacak ölçüde rahat durumda. Hindistan'ın yıldızı yükseliyor.

Batı'da merkez bankaları hazine yetkilileri ve hükümetlerin krizi dindirmeye yönelik her hamlesi boşa çıktı. Herkes panik içinde. Süslü bir deyimle likidite krizi diye adlandırdıkları parasızlık, bankaların, sigorta şirketlerinin belini büktü. Parasız kuruluşları fonlayan devletin kendisi likidite sıkıntısı çekmeye başladı. Peki, bu malî felâket niçin oldu?

ESAS SEBEB: FAİZ

Tarih boyunca en çok lanetlenen bir kavram iken her devirde insan ve toplum hayatını en çok etkileyen bir unsur olmuştur, faiz. Ama faize ilişkin en önemli gerçek, kapitalist liberal ekonominin temel taşı olduğu veya yapıldığıdır.

Ekonomi Değil, Ahlak Krizi!

SON GÜNLERİN en çok konuşulan konusu, hiç kuşkusuz, küresel ekonomik kriz. Televizyon ve gazetelerde yapılan enine boyuna tahlilleri, toplumun her kesiminden insan dikkatle takip ediyor.

Fakat ekonomi uzmanları ne kadar basitleştirmeye çalışırsa çalışsın, iktisat terimlerinin karmaşıklığı, pekçok şeyin hâlâ anlaşılmasına mani. Mortgage, endeks, parite, Keynesçi ekonomi ve daha binlerce iktisat teriminin, çoğu insanın kafasında bir karşılığı yok.

Yine de biraz bahsetmemiz gerekirse, kriz için konuşulan sebepler, muhtelif. Amerika’da ödeme gücü olmayan en fakir insanlara bile ev alma kredisi verilmesinden bahsediliyor. Bu çarkın durmaya başladığı ve zincirleme olarak diğer bütün iktisadî unsurları etkilemeye başladığı nokta.

Ardından, daha kapsamlı yapılan yorumlarda, finans sektörünün faiz yoluyla paradan para kazanmanın (rant ekonomisi) envai çeşit yolunu üretmelerine işaret ediliyor. Bankalar ve özel finans kuruluşları, kârlarını devasa boyutlarda katlamak için sürekli olarak paraya tahvil edilebilir değerli evraklar üzerinde alım-satım gerçekleştirmişler. Ve üst bir denetim mekanizması bulunmadığı için, bir noktadan sonra, evet, kârlar katlanmış ama ortada ne o miktarda borcu ödeyecek insan varmış, ne de para.

"Ekonomik Kriz" ya da Yasak Meyveyi Yemek

Biliriz ki, bazen hastalık zannedilen bir rahatsızlık başka bir hastalığın belirtisi olabiliyor; karın ağrısı, mide bulantısı ve yüksek ateşin bir besin zehirlenmesinin işaretleri olması gibi. Bu belirtilerin görüldüğü bir kimseye "Rahatsızlığı, yüksek ateş" veya "Mide bulantısı hastalığı var" denilmesi, bir düzen ve ahenk içinde yaşatılan bedenin bir bütün olarak gözönüne alınmadığını gösterir. Dahası, asıl hastalığı gözden kaçırır ve tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Bunun gibi, toplumca bir süredir daha derinden hissettiğimiz maddî rahatsızlığın ardındaki gerçek hastalığı teşhis etmek gerekiyor. Tâ ki, hem o belirtiler ortadan kaldırılabilsin, hem de işaret ettiği asıl problem...

Krizden Güçlenerek Çıkmak

Her insanın hayatında bunalımlı dönemler vardır.Plânlar ters gider, beklenen kârlar elde edilemez, hastalık ve kazalar günlük hayatın akışını bozar.Herşeyin kötüye gittiğinin hissedildiği an dayanacak bir şeyler ararız.Güvenebileceğimiz iç kaynaklar bulmaya çalışırız.Kişiliği zayıf insanlar kolaycılığa koşarlar sığınacak bir liman arayışı içinde birilerine sarılırlar.Kişiliği güçlü insanlar öz kaynaklarını, içlerindeki gizli güçleri ve yetenekleri geliştirmeye çalışırlar.

Başımıza ne geldiği değil ona gösterdiğimiz tepki önemlidir.

İki fare süt kazanına düşer. Birincisi korkuya kapılıp, kendine güveni kaybettiğinden, yenilgiyi kabul ederek çırpınmaktan vazgeçer. Bir süre sonrada ölür. Diğeri ise “Bu işin üstesinden gelmenin mutlaka bir yolu vardır.” der. Çırpınır, çırpınır, çırpınır.. ve bir süre sonra sütün üzerinde kalın bir yağ tabakası oluşur. Farede bu yağ tabakasının üzerinden dışarıya atlar.

Bir Tüketim Öyküsü

BİZ dünyayı çok sevdik. Bir zamanlar bizim için uçsuz bucaksızdı dünya, keşfedilmeyi bekliyordu. Yirminci yüzyılda ise, iletişim ve ulaşım araçlarının geliştirilmesiyle dünya bir köy mesabesine geliverdi. Dünya bütün güzellikleriyle, bütün imkânlarıyla ellerimizdeydi artık. Ve bizler bütün çılgınlığımızla saldırdık ona.

Ancak, doymak bilmeyen kazanma hırsımız, ebedî dünyada yaşayacakmış gibi biriktirme hevesimiz, dünyadaki sınırlı kaynakları çarçabuk yitip tükenme noktasına getirdi.

Dünyanın dengesi, insanların, insanca yaşamasına endeksli iken, insanların ahlâk dengesi bozulunca dünyada da dengesizlikler zuhur etti.

Şu an, tabiatta 1000 yılda yaratılmış petrolü 1 günde tüketiyoruz. Daha geçen yüzyılın başlarında dünyanın yakıt rezervleri full iken, şimdi göstergelerde kırmızı ışık yanıyor. Dünya tükeniyor ve biz, bu çağın bize verdiği tüketici rolüyle hızla ve çaresizce tüketiyoruz.

Gelişme Mi? Geleceği Tüketmek Mi?

MODERN düşünceyle birlikte “Benim aklım bana yeter” diyen insanoğlu, semavi rehberliği devre dışı bıraktı ve hayatı kendince okuma teşebbüsünde bulundu. Aklına güvenerek yola çıkan insan için var olduğu günden beri hep arayış halinde olduğu mutluluğa erişme yolunda iki anahtar kelime ön plana çıktı: Gelişme ve ilerleme. Hayatın rakamlar üzerinden okunması sonucunda ekonomik faaliyetlerin artırılması ile elde edilecek refah sayesinde dünyadaki problemlerin halledileceği ve insanlığın aradığı mutluluğu böylece yakalayacağı düşünüldü. Daha da önemlisi bu düşünce, temelinde maddi ve teknolojik imkanlarla oluşturulmuş bir Dünya Cenneti var etme iddiası barındırmaktaydı.

İşin Altında Ezilmek

Rekabetçi iş ortamının ağırlığını iyice hissettirmeye başladığı bugünlerde, işyerleri gün geçtikçe daha şiddetli çatışmaların ve bireysel çekişmelerin sahnesi haline gelebiliyor.

Bir çok araştırma sonucunda da karşımıza çıkan sonuç, son zamanlarda çoğu çalışanın, olması gerektiğinden çok fazla ve zor şartlar altında çalıştığını düşündüğü.

Özellikle birden fazla işte çalışanların en önemli sorunu, zamanlarının kendilerine hiçbir şekilde kalmaması. Yine araştırmalar gösteriyor ki tüm bu yoğun çalışma süreci sonucunda bireyde; aşırı yorgunluk, bitkinlik, kaygı, depresif davranışlar, mutsuzluk ve sinir hali gözlenmekte.

Bir de çalışanın özel yaşamında sorun varsa, iş arkadaşlarıyla ilişkisinin olumsuz yönde gittiğini ve genelde ilişkilerin gergin bir şekilde yaşandığını görebilirsiniz. Bu da çalışan ne kadar seçkin özelliklere sahip olsa da veriminin düşmesine neden olur. İşveren, işlerinin yoğunluğunu kontrol edemediği sürece bu durum içinden çıkılmaz bir hal alabilir.

İşsizlik Psikolojisi

Modern hayatın insanlara çıkardığı bedellerden bir tanesi de 'işsizlik'. Çoğunlukla sosyal tabakalaşmayla birebir ilişkili bir rekabet ortamı ve kalifiye elaman artışı, modernizmin hepimizi içine sürüklediği hız buhranında, işsizliğin ekonomik ve toplumsal bir sorun olmasının yanı sıra, kişiler için de psikolojik rahatsızlıklara sebep olmasına da yol açıyor.

Birey için işini kaybetmek; ekonomik anlamda geçim kaynağına bağlı olarak hayat standartlarının düşmesi anlamına gelir.

BORÇ ,ÜZÜNTÜ VE KEDERDEN KURTULMAK İÇİN !!!!

İnsanlar hep borç, sıkıntı ve kederlerden şikayet eder , dert yanarlar ve hayatımızda önemli yer tutarlar. Zaten hemen hemen her insanın,her ailenin bunlarla yüzyüze olduklarını söyleyebiliriz.Bilhassa bu son zamanlarda insanoğlunun bitmez tükenmez ihtiyaçlarını karşılamak için,bilinçsiz ve ölçüsüz bir şekilde borç altına girerler. Ayrıca aile sounlarının çoğalmasından doğan, sıkıntı, üzüntülerde başını alıp gidiyor.

"Ekonomik Kriz" ya da Yasak Meyveyi Yemek

Biliriz ki, bazen hastalık zannedilen bir rahatsızlık başka bir hastalığın belirtisi olabiliyor; karın ağrısı, mide bulantısı ve yüksek ateşin bir besin zehirlenmesinin işaretleri olması gibi. Bu belirtilerin görüldüğü bir kimseye "Rahatsızlığı, yüksek ateş" veya "Mide bulantısı hastalığı var" denilmesi, bir düzen ve ahenk içinde yaşatılan bedenin bir bütün olarak gözönüne alınmadığını gösterir. Dahası, asıl hastalığı gözden kaçırır ve tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Türkiye’de Banka Alan Yabancılar Nereye Koşuyor?

Türk finans sektöründe iki yıldır esen “yabancı rüzgârı” ile, yüzde 3 olan yabancı banka payı bugün yüzde 40'lara ulaştı. Bu yeni sürecin millî bankalar açısından tehdit mi yoksa fırsat mı olduğu tartışmaları da beraberinde geldi.
 

Patronlar ve Kriz

İnsanlar kendi başlarına yapamayacakları büyüklükteki işler için şirketlerde bir araya gelirler.

Şirketlerin bir yanda patronları-yöneticileri olur bir yanda da çalışanları. Yöneticiler ve çalışanlar bir takımdır. Takımın başı yöneticidir. Çalışanlar ise yöneticinin direktifleriyle ve kendi yeteneklerini, bilgileri, becerilerini kullanarak çalışırlar. Aynen bir futbol takımı gibi.

Genel müdürüm CIA ajanı çıktı

Hit or Mis’i biz aldığımızda müdürü Yahudi idi. Bazı şeyleri 100 bin çizip 10 bin yapmış. Sonra onu değiştirdik. Sonraki müdür ilânla bulduğumuz bir kadındı. Ama o kadın CIA namına çalışırmış. Kontrole gitmek için geç kaldık. 10-15 trilyonu kendi hesabına geçirmiş. Şirketi gönüllü iflasa götürdük.


Lütfen ilanlariniz icin ilan ekle formunu kullaniniz!

sitemizdeki yer alan yorum mantigindaki tüm ilanlar yayindan kaldirilmistir. Ilanlarini ilan ekleme forumunu kullanarak ekleyiniz. Sistemdeki mevcut ilan gösterimleri buradaki sayfamizda aktif haldedir. Teknik sorun ve diger sorulariniz icin lütfen bizimle buradan iletisime geciniz


Eklenen Tüm Ilanlar



Bizimle çalışmak isterseniz buraya tıklayınız


data-ad-client="ca-pub-2336117989709366"
data-ad-slot="5297746677"
data-ad-format="auto">

Google
 

Son yorumlar

Anket

islamikariyer.com (2006-2008).