maneviyat

warning: Creating default object from empty value in /home/kariyer/domains/islamikariyer.com/public_html/modules/taxonomy/taxonomy.module on line 1364.

Psikiyatrist Mehmet Tüzün’le “Kişisel Gelişim” üzerine bir söyleşi

Kişisel gelişim, ülkemizde 90’lardan sonra kendisini hissettirdi. Kuzey Amerika kaynaklı bu akım, bizde hangi ihtiyaçlara karşılık geldi sizce? Başka bir ifadeyle, hangi boşlukları doldurmaya çalıştı?

Öncelikle şunu ifade edeyim: Eğer bir yerde boşluk varsa, doldurulur. Bu, genel bir fizik kuralıdır ve sosyal olaylara da uygulanabilir biliyorsunuz. Bu noktadan denilebilir ki: İnsanlar, hayatlarına yön ve anlam verecek gerçekleri, doğru kaynaklardan öğrenip yaşamazlarsa, hayat prensiplerini kudsi kaynaklardan öğrenmezlerse, bu ihtiyaçlarını başka kaynaklardan karşılamaya çalışırlar. Bu noktadan ben kişisel gelişim akımında, dinden uzak kalışın boşluğunu doldurmaya çalışan bir çaba da görüyorum. “Neden yaşıyorum, hayatımın amacı nedir, nasıl yaşamalıyım?” gibi sorulara hak din ile cevap verilmez ise, kişisel gelişimciler bu cevabı kendilerince vermeye çalışacaklardır tabii ki.

Bildiğiniz gibi, dershaneler ÖSYM’nin yaptığı merkezi sınavlardan sonra ortaya çıktı. Okullar öğrencileri bu sınavlara hazırlamadığı için bir nevi durumdan vazife çıkardılar. Acaba psikologlar ya da iktisatçılar işlerini yeterince iyi yapmadıkları için mi kişisel gelişim sektörü oluştu?

Bence psikologlar ya da iktisatçıların işlerini iyi yapmamaları ile ilgisi yok bu gelişmenin. Psikolojik açıdan normal (en azından hasta olmayan), ekonomik açıdan da yeterli durumdaki bireyler de kişisel gelişime yöneliyorlar zira. Bence bu konudaki esas püf noktalarından birisi, ruhsal yönden sağlıklı, bütçesi denk bir birey olmanın, çoğu kişiye yetmemesi. Bu “yetmeme, tatminsizlik” halinin sebebi de yine birinci sorunun cevabında var. Özel bir şeyler yaparak yaşamına anlam katma ihtiyacı.

Dümendeki çocuk gibiyiz her birimiz...

“Yanlış haritaya bağlı çabalardaki artış, sizi yanlış yere daha hızlı götürür” S.COVEY

Dümendeki çocuk gibiyiz her birimiz...

Tercihlerimiz, belirlediğimiz rotamız, Rabbimizin izni ile bizi kâh fırtınalı denizlere, kâh ılıman iklimin hakim olduğu sakin limanlara götürüyor.

Fırtınalı denizlerde hadiselerin dağlarvari dalgaları ile boğuştuğumuzda kabahati denizde buluyoruz çoğu zaman. Sakin denizlerde masmavi gökyüzünün altında, Güneş’in ışıltılarını sularda seyrederek yol aldığımızda veya yıldızlarla yakamozları beraberce seyrettiğimiz bir yerde demir attığımızda ise mahareti kendimizde biliyoruz.

Oysa gemimize yön vermemize vesile olan dümenin nasıl işlediğine biraz dikkat edecek olursak, bu sahiplenmede ne derece haklı ya da haksız olduğumuzu anlarız.

SİSTEMİ KAVRAMAK

BORÇ ,ÜZÜNTÜ VE KEDERDEN KURTULMAK İÇİN !!!!

İnsanlar hep borç, sıkıntı ve kederlerden şikayet eder , dert yanarlar ve hayatımızda önemli yer tutarlar. Zaten hemen hemen her insanın,her ailenin bunlarla yüzyüze olduklarını söyleyebiliriz.Bilhassa bu son zamanlarda insanoğlunun bitmez tükenmez ihtiyaçlarını karşılamak için,bilinçsiz ve ölçüsüz bir şekilde borç altına girerler. Ayrıca aile sounlarının çoğalmasından doğan, sıkıntı, üzüntülerde başını alıp gidiyor.

Güçlü Anlatımlarla İsteyenler

Geçmişte yaşamış ruhsal önderlerin çok etkili duaları vardır. Her söz, sahibinin yüksekliğinden ve enerjisinden pay alır.

Sahilleri döven her deniz dalgası, kumsalda ayrı bir iz oluşturur. Göle atılan her taşın ürettiği dalga gölün tüm sahillerine ulaşır ve her noktaya zerrecik enerjisini ve etkisini bırakır. Evrende meydana gelen her olayın kaydını hassas cihazlarla evrenden okumamız en azından teorik olarak mümkündür. Aynı durum evrenin ruhsal boyutuna yönelen dualar için çok daha belirgin olarak geçerlidir.

ÖZÜMDEN SÖZÜME YANSIYANLAR

Aklını nefsine tabi kılan, aklını ifsat eder; vahyi aklına tabi kılan, dinini ifsat eder. Nefsini aklına, aklını vahye tâbi kılan, aklını da, dinini de korumuş olur.

• Müslüman, akıllı insandır; akılcı değildir, çünkü akılcılık sapık bir felsefî akımdır.

• Milletin dinine, tarihine saygısı olmayan, saygıya layık olmadığı gibi milleti idare etmeye de lâyık değildir.

• Dinî hassasiyetini kaybeden, dünyevîleşir, kabalaşır, zorbalaşır, behimîleşir.

• Esaretlerin en kötüsü nefse, şeytana ve dünyaya esir olmaktır.

Manevi ilme sistem karşı çıkıyor

Ahmet Özhan, Diyalog Avrasya Dergisi’nin son sayısında Nevval Sevindi ile yaptığı röportajda Türk toplumu tasavvufa muhtaç diyerek toplumun reçetesini ortaya koydu.


Lütfen ilanlariniz icin ilan ekle formunu kullaniniz!

sitemizdeki yer alan yorum mantigindaki tüm ilanlar yayindan kaldirilmistir. Ilanlarini ilan ekleme forumunu kullanarak ekleyiniz. Sistemdeki mevcut ilan gösterimleri buradaki sayfamizda aktif haldedir. Teknik sorun ve diger sorulariniz icin lütfen bizimle buradan iletisime geciniz


Eklenen Tüm Ilanlar



Bizimle çalışmak isterseniz buraya tıklayınız


data-ad-client="ca-pub-2336117989709366"
data-ad-slot="5297746677"
data-ad-format="auto">

Google
 

Son yorumlar

Anket

islamikariyer.com (2006-2008).