Kariyer yolculuğunda islami perspektif. Kariyer, ekonomi, ticaret para, kişisel gelişim, güncel, borsa haberleri ile bir çok gazetenin ekonomi köşelerini sitemizden takip edebilirsiniz

İş Adamlarından Gençlere İş Hayatında Başarı Taktikleri

Zirvedeki zenginlere sorduk:

Gençlere başarılı olmak için neler önerirsiniz? Sizin alanınızda başarılı olmak için neler yapmalı? Tavsiyeleriniz neler?

İshak Alaton: “ Sizi rahatsız etse de, kendinize, bazı sualler yöneltin.”

Aranızda, planlamanın önemini küçümseyecek bulunabilir. İngilizlerin bir atasözünü tercüme etmekle yetiniyorum. “Varacağı limanı bilmeyen yelkenli için hiçbir rüzgar elverişli değildir.” Siz, hedefinizi, arzu ve isteklerinize göre tarif ve tespit edememişseniz, bütün maddi ve manevi servetiniz işe yaramayabilir.

Şimdi derin bir nefes alıp, aynanın karşısına geçin ve uzunca bir müddet gözlerinizin içine bakın. Kendinizi bulmaya ve tanımaya çalışın. Sizi rahatsız etse de, kendinize, bazı sualler yöneltin. Geçmiş günlerde başınızdan geçen bazı nahoş hadiseleri tekrar gözden geçirin. Bunların tatsız neticelerinde, kendi hatalarınızın payının ne kadar olduğu hakkında bazı yargılara varmaya çalışın...

TAMAHKAR İNSANIN DÜNYA HIRSI

Tamahkar insanlar kendilerinde olan nimetleri hırsla sahiplenir, şükretmeyi akıllarına getirmezler. Bu sebeple de bir türlü ellerindeki nimetlerden dolayı sevinç duyamazlar. Zihinlerinde hep daha da fazlasını elde etme arzusu vardır. Hatta ihtiyaçları olmasa bile yalnızca daha fazlasına sahip olma hırsı içinde yaşarlar ve çok küçük şeylere tamah edebilirler. Allah ayetlerde bu gerçeği haber verir ve bu insanların din ahlakını yaşamamakta ısrarlı olduklarına dikkat çeker:

"Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak; Ki Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal' (servet) verdim. Göz önünde-hazır çocuklar (verdim). Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim. Sonra, daha artırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur). Hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı 'kesin bir inatçıdır."
(Müddessir Suresi, 11-16)

Kariyer Yönetimi ve Planlaması

Günümüz modern yönetim anlayışında işletmelerin insan kaynaklarından etkinlikle yararlanabilmeleri için kariyer geliştirme programlarına yer vermeleri, gerek organizasyonel etkinlik, gerekse çalışanın iş tatmininin sağlanması açısından oldukça büyük önem taşımaktadır. Kariyer Geliştirme Sisteminin 2 alt basamağı mevcuttur; Kariyer Planlama ve Kariyer Yönetimi.

Kariyer Planlama;
- Kişinin kendi bilgi, beceri, ilgi, değer yargısı, güçlü ve güçsüz yönlerinin değerlendirilmesi,
- Organizasyon içi-dışı kariyer olanaklarının tanımlanması,
- Kendisine kısa, orta , uzun dönemli hedefler saptaması,
- Kariyer planlarının hazırlanması,
- Ve planların uygulanması süreçlerini içerir.

Kariyer Yönetimi ise;

Okuma Hızını Artırmak İçin Yapılması Gerekenler

OKUMA HIZINI ENGELLEYEN, ANLAMAYI AZALTAN NEDENLERİ (YANLIŞ OKUMA ALAŞIKANLIKLARI) ORTADAN KALDIRIN

Sesli Okuma: İlkokul çağlarında daha iyi anlamamıza yardımcı olacağını zannederek geliştirdiğimiz ve okuma hızını önemli derecede yavaşlatan bir unsurdur. Ortalama konuşma hızı 200 kelime kadardır. Sesli okuduğumuz zaman kendimizi bu limite sınırlandırmış olur ve bu hızın üstüne çıkamayız. Oysa okuduğumuzu anlamak için kelimeleri dil ve kulak yollarından geçirerek beyine göndermemize gerek yoktur. Göz çektiği fotoğrafları dilimizden yüzlerce defa süratli olarak beyine göndermekte ve beyin almaktadır. Sesli okuduğumuz zaman 200 kelime 1 dakikayla sınırlandığı için okuma hızımız çok daha hızlı olan beyin kapasitemize yetişememekte, arta kalan beyin kapasetimiz, boşluğu başka düşüncelerle doldurmaya çalıştığından konsantrasyonumuz ve okuma etkinliğimiz azalmaktadır.

İçinden sesli okumakda bir okuma türüdür. Her ne kadar bunda dudaklarımız kelimeleri tek tek telaffuz etmiyor ise de , ses tellerimiz kımıldıyor ve okuma hızımız 500 kelime 1 dakikayla sınırlıyoruz. Bunu önlemek için uzmanlar okurken çiklet çiğnemeyi öneriyorlar.(Gözle görme alışkanlığı edinene kadar) Okurken çiklet çiğneme temponuz hiç değişmezse bu yanlış alışkanlığı yenebilir ve gözle okumaya başlayabilirsiniz.

ÖĞRENMENİZİ KOLAYLAŞTIRACAK 10 KISA TEKNİK

Gelecek sınava çalışmaya başlamadan önce, hafızanızı doğru kullanarak sadece sizin için gerekli bilgilere yer verebilirsiniz. Hafızanızı geliştirmek için bir çok test ve teknik mevcuttur. Bunlar daha çok kavramsal psikolojiyle ilgilidir. Amaç hafızayı geliştirmek, geri çağrışım yapabilmek, akılda kalıcılığı arttırmaktır.

1. Çalıştığınız konuya odaklanın: Dikkat, hafıza için çok önemli bir öğedir. Bu yüzden müzik seti, bilgisayar vb. dikkat dağıtıcı öğelerden mümkün olduğunca uzak bir yerde çalışmaya gayret ediniz.

2. Klasik çalışma yerine çeşitli materyallerle çalışmayı deneyin: Öğrenim materyallerinin kullanımı size hem zaman hem de pratiklik kazandırır. Araştırmalar, çalışırken farklı materyaller kullanan öğrencilerin daha çabuk öğrendiğini ve de bilgilerinin de daha kalıcı olduklarını kanıtlamıştır.

3. Üzerinde çalıştığınız konuyu iyi organize edin: Organize edilmiş bilgiler, demet halinde bilgi kümelerine benzerler. Benzer konuları, başlıkları gruplayarak, okuduklarınızın özetini çıkarak daha kalıcı öğrenmeler elde edebilirsiniz.

İşçi Ve İşverenin Hukukî ve Ahlaki Sorumlulukları

Kur'ân-ı Kerîm’in üzerinde durduğu konulardan biri ahlâkî kâidelerden olan hak ve adalettir. Ahlâk ise, insanın fiziki yapısını içine alan “halk” (yaratılış) ile manevi yapısını içine alan “hulk” (iyi ve kötü, fazilet ve rezilet) kelimesinden türemektedir. Böylece ahlâki konu içinde yer alan hak ve adâlet, kişinin vazife ve sorumluluğunu belirler. Bu da işçi ve işveren açısından hak ve ihsan kavramlarını ortaya çıkarır. Bu kavramlar da emekte kalite ve verimliliğin, toplumda da huzur ve güvenin artmasına vesiledir. Günümüzde işçi ve işverenin hak ve sorumluluklarının hakkaniyet ve adalet çizgisinde belirlenmesi, işçi sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, işçilerin de ehil olması ve mesuliyet duygusu içinde çalışması toplumun ilerlemesi ve yapılan işin kalitesinde en büyük etkendir. İşin mahiyeti sebebiyle âlimler işçiyi ecîr-i hâs ve ecîr-i müşterek diye iki gruba ayırmışlardır. Yapılan iş sözleşmesi işçinin belli bir zaman biriminde hâsıl edeceği emeğini işverenin emrine tahsis etmesini gerekiyorsa, bu duruma “ecîr-i hâs” denilir. Günümüzdeki devlet memurları, sanayi ve tarım kesimi işçileri ile günlük işçiler bu kapsama girmektedir. Buna karşılık sözleşme işçinin belli bir iş görmesini konu alıyorsa o takdirde bu işçiye de “ecîr-i müşterek” denir. Bu kapsamda da ücret karşılığı bir işi takip eden avukatlar ile doktorlar ve sanatkârlar sayılmaktadır.

‘O Çaycı’yı Arıyorum

İhtida öyküleri arasında dolaşırken, San Fransisco’da yayınlanan The Islamic Bulletin adlı dergide neşredilmiş bir söyleşiyle de karşılaştım. Söyleşi, California’da oturan ve 1991 yılında İslâm’ı seçip İsmail ismini alan bir Amerikalı ile idi. Çok manidar notlar içeren bu söyleşinin tamamını aktaracak değilim. İsmail Goodwin isimli, şu an aşağı-yukarı elli yaşında olan bu mü’min kardeşimizin Körfez Savaşı hengâmında ABD’nin niye Orta Doğuda böyle bir işe giriştiğini anlama saiki ile Orta Doğuya dair on kitabı, ardından bu kitaplarda kendilerine atıfta bulunulan doğrudan İslâm’la ilgili birçok kitabı okumasından, sonra da direkt Müslümanlarca yazılmış İslâmî eserleri okuyup San Fransisco’daki bir İslâm merkezine gidip bazı Müslümanlarla tanışıp görüşmesinden sonra gerçekleştiğini belirtmekle yetinelim.

Burada sözkonusu etmek istediğim husus, İsmail Goodwin ağabeyimizin başından geçen ve "Lisan-ı hal, lisan-ı kâlden üstündür" sırrını belgeleyen bir hadise. Kendisi, söyleşi içinde şahsına yöneltilen, "Şimdi, bir Müslüman olarak, Müslümanlara dair izlenimleriniz neler?" sorusuna cevaben, gezip görmek amacıyla geldiği İstanbul’da yaşadığı bir hadiseyi anlatıyor.

Hadise şöyle:

İyi tüccar

Kıraç dağlar arasında bir vadiye kurulmuş bir şehirdi Mekke. Ama Kâbe vesilesiyle, Arabistan’ın her tarafından insanı kendisine cezbederdi.

Bu kıraç ama ziyaretçisi bol diyarda insanların bir numaralı maişet kaynağı, ticaretti. Medine gibi, Hayber gibi ziraat zengini diyarların aksine, Mekke’nin zenginleri ticaret zenginiydi. Bir bakıma, bir tüccarlar şehriydi Mekke.

Ebu Kuhâfe’nin oğlu Ebu Bekir o tüccarlardan biriydi. Henüz otuzsekiz yaşında iken biriktirdiği kırk bin dirhem nakit servetiyle, Mekke’nin sayılı zenginleri arasındaydı.

Ama o seneden itibaren, Ebu Bekir’in dillere destan serveti azalmaya yüz tuttu. O otuzsekiz yaşında iken, Mekke’deki en yakın arkadaşına, kendisinden iki yaş büyük Muhammed b. Abdullah’a vahiy gelmiş; Ebu Bekir b. Ebu Kuhâfe de, kirâmen kâtibîn tarafından gelen vahye iman eden ilk yetişkin erkek olarak kayıtlara geçmişti. İlk iman eden yetişkin erkek olmanın hakkını hep verdi Ebu Bekir. Vahyin haberini duyup iman eden aklı özgür bedeni köle mü’minleri kölelik zincirinden kurtarmak için servetinin epeyce bir kısmını tüketti. “Allahu Ehad” dedi diye kızgın güneş altında karnına kaya yatırılan Bilal b. Rebah, onun müşrik efendilerinden satın alıp özgürlüğüne kavuşturduğu kölelerin en çok bilineniydi.

Mutlu musunuz?

Mutsuzum diyenlere rastladıkça, babası bisiklet almadığı için çok üzülen Murat’ı hatırlarım. Murat, ilkokulu bitirmişti ve en samimi arkadaşına alınan bisiklet ona alınamamıştı. Memur olan babası, “Bisiklet seneye” dediği andan itibaren, Murat kendisini dünyanın en mutsuz insanı gibi hissetmeye başlamıştı. Zira bisiklet, Murat’ın mutluluk için olmazsa olmaz bir şartı idi. Bu şartı kendisi koymuş ve vazgeçilmez kılmıştı. Yani bir bakıma, mutsuzluğunun sebebini kendisi icat etmişti.

Hepimizin, mutluluk için böyle olmazsa olmaz şartları yok mudur?

Mutluluk için şart koştuğumuz her şey, aslında onun bize ulaşmasını zorlaştıran bir engel değil midir?

Mutlu olmak için şartlarımızı ne kadar azaltırsak, hedefe o kadar kolay ve çabuk ulaşmış olmaz mıyız?

Pekiyi bizim mutlu olmak için şartımız nedir?

Mutlu olmak için eğer zihnimizde kocaman bir liste varsa, ilk işimiz, bu listede yazılı maddeleri hemen azaltmamız, azaltabildiğimiz kadar azaltmamızdır…

Zamanın Değerini Biliyor muyuz?

Almanca dil kursundayım. Hoca çok disiplinli biriydi. Bilhassa zaman açısından hiç müsamahası yoktu. Bir hafta boyunca, kimin ne kadar dakika geç geldiğini tesbit ediyor ve onları geç geldikleri toplam süre kadar sınıfta tutuyordu. Tabiî bu durum, zaten kursa zor zaman ayırmış iş sahiplerinin hiç de hoşuna gitmiyordu. Bir gün haftalık cezası 18 dakika tutan bir arkadaşımız kızarak şöyle dedi:

- Neredeyse saniyeleri de hesap edeceksiniz. Neyse hatırınız için bir başka zaman on dakika kalayım sınıfta. Şimdi çok âcil bir işim var...

Yaşlı Alman gözlerini kırpıştırarak bir süre süzdü bu arkadaşı ve şöyle konuştu:

- Olmaz. Çünkü siz âcil işlerinize bu kadar önem vermiş olsaydınız şimdi benden onsekiz dakikalık bu cezayı almazdınız. Zira ders de sizin için günlü saatli âcil bir işti. Bu bakımdan şimdi kalacaksınız ve onsekiz dakikalık bir ders vereceğim size.

İşsiz olabilirsiniz; ama "hedefsiz" olmayın

Toplum olarak en önemli problemlerimizden biri işsizlik ve gelir azlığı. İşsizlik sosyal patlamaların ana sebebi. Krizlerden sonra artan psikolojik sorunlar, boşanmalar vb.’nin bir kısmı ekonomik nedenlerden kaynaklanıp bu konuda milletçe daha duyarlı olmamız gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu problemin çözümünde her ne kadar idarecilere büyük görevler düşse de meselenin sosyal ve psikolojik kaynaklarının üzerinde de durulmalı ve gerek işsizler gerekse aileleri neler yapabilecekleri konusunda bilinçlendirilmelidir. İşsizliğin nedenleri elbette kişilerin içinde bulundukları şartlara göre değişmekle birlikte en büyük problem bilindiği gibi yeterli iş imkanlarının olmamasıdır. Bunun için daha fazla girişimcinin devletten destek alarak işsizlere iş imkanı açması gerekmektedir. Bununla beraber girişimcinin de uygun kalifiye elemana ihtiyacı bulunmaktadır. Bir konuda yetişmiş eleman bulmak kolay değildir.

Bir kişinin aranan eleman olma niteliğine sahip olamamasının bazı kişisel nedenleri de bulunmaktadır. Bunların başında kişinin yeterli eğitim alamaması, bilhassa tahsiline çeşitli sebeplerle devam edememesi gelmektedir. Bununla beraber eğitimli kesim arasında işsizlik oranının gittikçe arttığı da bilinmektedir.

Bir pirinc tanesi ve israf!

Ben beş yaşında idim. Babaannem rahmetli,pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Babaannem eğildi,aramaya başladı. Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyor. Çocukluk iste,

'aman babaanne' dedim. 'Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?' Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.

'Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi. 'Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyor musun?'

Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.

Büyük Taşlar, Küçük Taşlar

Geçenlerde, şu dünya hayatının dünyevî açıdan nasıl en verimli şekilde yaşanacağı üzerine kafa yoran ve bilvesile şu dünya hayatının uhrevî açıdan nasıl en verimli şekilde yaşanacağını düşünen bizlerin de tatbik edebileceği fıtrî tesbitlere ulaşan bir kişiden anlamlı bir ders edindim. Bu ders, şöyle:

Batı dünyasında çok üzerinde durulan bir konu olarak zamanın verimli kullanımı hakkında düzenlenen kurslardan birinde, öğretmen, her biri birer meslek erbabı olan öğrencilerine pratik bir ders vermeyi düşünür ve masanın üzerine kocaman bir kavanoz koyar. Sonra, bir torbadan irice kaya parçaları çıkarır, dikkatlice üst üste koyarak kavanozun içine yerleştirir. Kavanozda taş parçaları için yer kalmayınca, sınıfa sorar: "Kavanoz doldu mu?"

Sınıftaki herkes, "Evet, doldu" cevabını verir.

İlişkilerin Mimarisi- Duygusal Zeka

Günümüzde iş hayatında başarılı ve aile hayatında mutlu olmanın anahtarı Duygusal Zekada saklı. Kişi, yaşamı boyunca yaşadığı ortamı ve çevresini güzelleştirmekten sorumlu. Kısacası, yaşamın ve ilişkilerimizin mimarı olmaktan sorumluyuz. İnsanın hayatta en büyük yaşam amacı olmalı bu.

İlişkiler mimarisinde çok başarılı olmuş veya çok başarısız olmuş insanları çevremizde görüyoruz. Bazıları bunu başarabiliyor. Bazıları ise başaramıyor. Başaranlara baktığımız zaman kendileri ve çevreleri ile daha barışık olduklarını görüyoruz. Bu kişiler hayattan daha fazla keyif alıyorlar. Çevrelerine olumlu bir hava yayıyorlar. İlişkileri çok daha güçlü. Hem iş yaşamlarında köklü arkadaşlıklar kurabiliyorlar; hem de özel yaşamlarında sevilen bir eş, iyi bir ebeveyn veya hayırlı bir evlad oluyorlar. Nedir bunun sırrı?

Bir çok kişinin sandığı gibi, duygusallık ve duygusal zeka arasında doğrudan bir ilişki yok.

İstek ve Gayret Çerçevesindeki HAYAT MANZARALARI

İstemek, neyi isteyeceğini bilmeyenlerin elinde şaşkın. Gayret, mevcuda razı olanların elinde çaresiz. Amaçlar ve araçlar tahteravallide, araçlar yukarıda, amaçlar aşağıda kalmış.

Kulağa ve gönle yanlış şeyler fısıldayan müzik, dizi ve sıradanlık rüzgârları, hedefi olmayan ve günü birlik yaşayan kitleleri savurmaya devam ediyor.
İdealler, oltaya takılmış balık gibi sancıda.
“Ben” lerin ön safta yer almasından dolayı, “Biz” ler geride kalmış.
İnsanlar, istemesi telkin edilen şeyleri ister olmuş.
İnsanın kumandası televizyonun elinde.
Ana okulu çağındaki çocuk psikolojisi hakim sahneye, “Hazza koş, elemden kaç” .

2008'de zamlanacak maaşlar yine enflasyona yenik düşecek

İşte beklenen zam oranları

Geçen yıl ücret artış politikalarında gelecek enflasyonu baz aldığı için çalışanları memnun edemeyen şirketler, 2008'de geçmiş enflasyonu baz alarak artış yapmaya hazırlanıyor.

Ocak ayı yaklaşırken şirketlerin çalışanlarına uygulayacağı zam oranları da şekilleniyor. Şirketler, kesin oranları henüz netleştirmemekle birlikte yapılacak artışın ilk sinyalleri gelmeye başladı. Buna göre 2008'de ücret artış oranları yüzde 5-8 bandında kalacak, en çok tercih edilen oran ise yüzde 6-7 olacak.

GELECEĞİN PARLAYAN YILDIZI 'BİLİŞİMCİLİK'

Bilişim gençlere kariyer fırsatları sunuyor

Tüm şirketler için teknoloji yatırımı kaçınılmaz hale geldiği için, ‘bilgisayardan anlayan’ elemanlara rağbet giderek artıyor. Meslek edinmek veya iş değiştirmek isteyenler için bilişim eğitim programları gelecek vaat ediyor. PCnet dergisi, Aralık sayısında bu konuyu mercek altına aldı.

Gazetelerin insan kaynakları sayfaları ve internet sitelerinde en çok eleman arama ilanı bilişim çalışanları için veriliyor. Bu fırsatı değerlendirerek kendilerine teknolojik bir kariyer çizmek isteyenler için pek çok eğitim programı bulunuyor. Başta Bilge Adam, Netron, Edutime ve Bilginç olmak üzere üniversite kalitesinde eğitimler veren kurumlar her yaştan insana yeni bir mesleğin yolunu açıyor. Pek çok farklı alanda uzmanlaşmak mümkün. Yazılımdan ağ sistemlerine, internet teknolojilerinden görsel tasarıma kadar pek çok alanda sertifika sahibi olmak mümkün. İlköğretimden üniversiteye ve yüksek lisansa kadar tüm eğitim derecelerine uygun eğitim olanakları sunan kurumlar, bilgi işlem elemanı olmak isteyenler için teknik yoğunluklu eğitimler de sunuyor. Üstelik alınan eğitimler sonucunda verilen sertifikalar uluslararası geçerliliğe sahip.

TÜRKİYE'DE İŞSİZ GENÇLER NASIL İŞ BULUYOR?

Genç İşsizler Nasıl İş Buluyor?

Türkiye genelinde 2 milyon 383 bin işsiz var. Genç nüfusta işsizlik oranı ise yüzde 19.2 ...

Türkiye genelinde toplam işsiz sayısı ağustosta geçen yılın aynı ayına göre 40 bin kişi artarak 2 milyon 383 bine, işsizlik oranı da 1 puan artarak yüzde 9.2'ye yükseldi.

Kentsel yerlerde işsizlik oranı 0.2 puanlık azalışla yüzde 11.6, kırsal yerlerde ise 0.3 puanlık artışla yüzde 5.6 oldu. Genç nüfusta işsizlik oranı ise yüzde 17.5'ten yüzde 19.2'ye çıktı.

Kahve..

Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski universitelerindeki profesorlerini ziyaret icin biraraya gelirler.

Sohbet, sonunda isin ve hayatin stresinden sikayetlenmeye doner.

Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesor mutfaga gider ve yaninda buyuk bir termos icinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak uzere degisik tarzda ve ucuz gorunenden, pahali ve hatta cok ozel olanlarina kadar degisik kahve bardaklari ile gelir.

Herkes bir bardak secince, profesor soyle soyler:

'Farkettiyseniz, tum pahali gorunen bardaklar alindi ve geriye ucuz gorunumlu, sade bardaklar kaldi.

Karar Vermenin Bilgeliği

“Köyün birinde yaşlı, çok fakir bir adam varmış.. Ama kral bile onu kıskanırmış.. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki.. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..

"Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı?" dermiş hep..

Bir sabah kalkmışlar ki, at yok..

Köylü ihtiyarın başına toplanmış..

"Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler..

Sevgi Merkezli Eğitime Hazır mısınız?

Gönülleri sevgi merkezli eğitime hazırlamanın vaktidir. Anneler, babalar öğretmenler, kafalarından önce kalplerini açmaya hazır olmalılar. Çünkü yeni nesilleri daha çok insan yapmanın başka yolu ve imkânı kalmamıştır. Sevgi merkezli eğitimin ilkokulu, evdir. Evde başöğretmen, şefkat kahramanı anne, öğretmen de babadır. Ne var ki, babaların annelere gerektiği kadar destek vermediğini çoğu şikâyetlerden anlamaktayız.

Birçok baba, hala işin vahametini tam olarak anlamış görünmüyor.

İşte o babalardan biri.

“Keşke Ben de Köpek Olsaydım”

Sınırsız Şartlara Bağlı Mutluluklar

Mutsuzluk ve hayatından memnuniyetsizlik, insanın temel sorunu. Bu temel sorun ona dışarıdan dayatılmıyor. İnsanlar bu gezegen üzerindeki varlıklarını, gezegenle birlikte yaptıkları yolculuğun anlamsızlığını bir takım sınırsız şartlara bağlıyorlar. Kendi yaşamları için olmazsa olmaz kurallar koyuyorlar. Olmazsa olmaz şeklinde getirilen beklentiler, istekler, arzular, hedefler kişilerde düş kırıklıkları yaşanmasına yol açıyor. Bu da hayatın yaşanmaya değmez olduğu fikrini uyandırıyor.

Sabah yatağından kalkan bir insanın o günkü hava şartları ile ilgili “Mutlu olmak için ılık bir hava olmalı. Gökyüzü açık olmalı, hava ne soğuk ne sıcak olmamalı, yollar karlarla kaplı olmamalı”şeklinde bir kuralı varsa, yağmurlu bir günde bu kişinin yaşamını düşünün. Aklından geçireceği ilk düşünce “Ne berbat bir gün” olacaktır. Sabahtan akşama kadar bu yağmurlu ve kapalı hava için yüzlerce kez söyleyeceği ‘berbat’ sözcüğü onun o günkü hayatının psikolojisini belirleyecektir.

Paraya güvenmek

Gelen kişi, şehrin en zenginlerinden biri değilse bile, hatırı sayılır tüccarları arasındaydı. Adam, âlime:

“Size bir maruzatım var” dedi. “Ben hacca gitmek istiyorum. Bunun için, sene boyu kenarda üçyüz altın biriktirdim. Acaba bu para rahatlıkla gidip gelmem için yeterli olur mu?”

Âlimin cevabı şuydu:

“Bu para rahatlıkla gidip gelmen için yeterli olmayabilir.”

Bunun üzerine, adam:

“Peki öyleyse,” dedi. “Biraz daha biriktirir, seneye giderim.”

Haşlanmış Kurbağanın Kaderi

Aklımın ve yüreğimin gösterdiği istikamette gidemediğim zamanlar, hayalimde hep “haşlanmış kurbağa deneyi” canlanıyor. Sadece şahsî hayatımda değil, aile hayatımda, cemiyete ait sorumluluklarımdaki ihmalimde veya işletmelerdeki çöküş sürecini incelediğimde hep aynı deney canlanıyor hafızamda. “Haşlanmış kurbağanın kaderi”…

•••

Nedir haşlanmış kurbağa deneyi?

Gerçek Ticaret

DÜNYA HAKKINDA, hepsi de güzel ama birbirinden farklı benzetmeler var; bunlardan birisi de “ticaretgâh.”

“Şüphesiz, Allah müminlerden nefis ve mallarını cennet karşılığı olarak satın aldı...” ayet-i kerimesi bu ticareti haber veriyor.

Nefis, dahildeki bütün nimetleri, mal da harici nimetleri ifade ediyor. Yani, nefis “zat” manasına geliyor ve nefis denilince göz ve kulaktan, akıl ve kalbe kadar her türlü maddî ve manevi cihazlar anlaşılıyor. Bütün bunları Allah’ın rıza çizgisinde kullananlar ebedî bir saadete kavuşuyorlar.

Dünya bir ticaretgah, yani ticaret yeri, ticaret menzili… Dünyamızın bu yönü üzerinde biraz duralım:

Gökten Para Yağarsa

Bir varmış, bir yokmuş; âhirzaman içinde, modern çağların birinde, para hırsı kalblere hükmediyormuş. "Bu zamanda parasız hiçbir şey olmaz" veya "Mutluluğun sırrı paradadır" gibi sözler herkesin dilindeymiş. Arkadaşlar biraraya geldiklerinde hep paradan konuşurlar ve şöyle derlermiş: "Şu gömleği şu kadar paraya aldım, nasıl güzel mi?" "Gözlüğün ne kadar güzel! Kaça aldın?" "Geçenlerde son model bir araba gördüm. Fiyatını duysan şaşar kalırsın!"

Anne-babalar evde aynı şeyi yaparlar, yatana kadar hep paradan ve parayla alabilecekleri şeylerden konuşurlarmış: "Ah! Şu kadar param olsa o lüks arabayı alırdım; inan başka birşey istemem!" "Hayır, benim o kadar param olsa tek yapacağım şey dün mücevhercide gördüğüm o elmas gerdanlık takımı almak olurdu." Çocuklar bu para sohbetlerini duyar da başka türlü mü konuşurlar! Onlar da "Baba, bana şu kadar para versene. Arkadaşımda gördüğüm bir oyuncaktan almak istiyorum..." derlermiş.

Her An Bir Sırattır

SIRAT..

Ötelerde değil, yanı başımda ve şimdi..

İçinde yaşadığım, bulunduğum ‘an’da adımlıyorum o köprüyü. Ya geçiyorum yada düşüyorum. Dünyanın, sırat köprüsünün görünen kısmına verilen diğer bir isim olduğunu kavrıyorum o an…

Varlık alemi, nasıl da bir var bir yok arası titreşiyor, hayret! Resmen titriyor. Sanki, sonsuz bir karanlıkta an-be an flaşlar patlıyor. Her şey, varlık sahnesinde boy göstermeye başladığı an da, yokluğun uç sınırına da varıveriyor. Atom boşluk, hücre boşluk, dünya boşluk, uzay boşluk… Zerreden küreye her şey boşlukta asılı durmakta ve yokluğun o uç sınırına kadar geliveriyor. Öyleyse, “yokluğun uç sınırıdır dünya” diyorum, “adımladığımız sırattır.”

Zaman Üzerinde 'İblis'çe Oyunlar

I.

"İblis dedi: Baksana şu üzerime mükerrem kıldığın kimseye. Eğer beni kıyamet gününe kadar geciktirirsen, yemin ederim ki onun (dem'in) zürriyetini--azı müstesna olmak üzere--kandırıp kendime bağlarım." (İsra sûresi, 17:62)

İnsanın şu dünyaya gözünü açmasıyla birlikte harcanmaya başlayan ve asla geri getirilmesi mümkün olmayan tek şeydir zaman. Bir nehir gibidir; akar ve gider. Siz ya o akan suyu verimli bir nitelik ve nicelikle kullanıp birikimlere dönüştürür ve o birikimleri yine zaman içerisinde daha verimli, nitelikli alanlara akıtırsınız. Ya da, sizi o terkeder ve gider--siz daha ne olduğunu dahi anlayamadan. İşte bu nedenle ellerinizin arasından akıp giden ve hayatın belki de en temel gerçeği olan zamanı en verimli bir şekilde kullanmak, insanın en büyük ideali olmak durumundadır.

Para Hakedilemeden Kazanıldığı Düzeni Yıkar

"PARA"nın: Tüm kötülüklerin temeli olduğunu mu düşünüyorsunuz?

"Feodalizm veya E.Kant mistizmi - Marx kolektivizmi veya sözde modern liberalist devletçiler - vs" lere dikkat ediniz:

Onlar hala " paranın": tüm kötülüklerin anası olduğunu -tabii: her derdin devası hükümet parası hariç(!)- iddia ediyorlar.

Yani aynen tüm kötülüklerin anasını "şeytan" olarak gören eski mistikler gibi..!

PARA VE KÖTÜLÜK

Beden dilin değil, sen doğru ol!

Hepimizin ağzına pelesenk olan, popüler kültürümüzü esir alan şu “Beden Dili” şamatası sıkmadı mı artık?

Hele o “beden dilini etkili kullanma sanatı” üzerine atıp tutmalar, tavsiyeler, kitaplar, kurslar yok mu! İtiraf ediyorum, bunları işitmek bile artık ruhumda bulantı hissi uyandırıyor.

Beden dili, kaş göz dili, kılık kıyafet dili, dilin dili...

Tamam, hepsinin söze olmayan iletişimde ayrı bir yeri ve değeri var. Ama hiç kandırmayalım kendimizi! Bu konular anlamak ve anlatmak için gündeme gelmiyor ki!..


Lütfen ilanlariniz icin ilan ekle formunu kullaniniz!

sitemizdeki yer alan yorum mantigindaki tüm ilanlar yayindan kaldirilmistir. Ilanlarini ilan ekleme forumunu kullanarak ekleyiniz. Sistemdeki mevcut ilan gösterimleri buradaki sayfamizda aktif haldedir. Teknik sorun ve diger sorulariniz icin lütfen bizimle buradan iletisime geciniz


Eklenen Tüm Ilanlar



Bizimle çalışmak isterseniz buraya tıklayınız


data-ad-client="ca-pub-2336117989709366"
data-ad-slot="5297746677"
data-ad-format="auto">

Google
 

Son yorumlar

Anket

$res[title]
"; } } /* echo "

"; $gun = date('Y-m-d'); echo "

"; $rs = mysql_query("SELECT name,tid,sebil FROM kariyer_term_data WHERE gun='$gun' ORDER BY top DESC "); if(mysql_num_rows($rs)){ $i=1; while($res = mysql_fetch_array($rs)){ //$res[name] = eregi_replace('<','<',$res[name]); if ($res[sebil]=='') $res[sebil] = 'taxonomy/term/'.$res[tid]; echo " $res[name] . "; } }else{ $rs = mysql_query("SELECT tid FROM kariyer_term_data ORDER BY tid DESC"); if(mysql_num_rows($rs)){ $i=1; $gun = date('Y-m-d'); while($res = mysql_fetch_array($rs)){ mysql_query("UPDATE kariyer_term_data SET gun='$gun', tgun=tgun+1 WHERE tid='$res[tid]'"); $i++; if ($i%50==0 && $i>49){ $gun = strtotime($gun); $gun = date('Y-m-d',mktime(0,0,0,date('m',$gun),date('d',$gun)+1,date('Y',$gun))); } } } } echo "

"; mysql_free_result($rs); */ ?>

islamikariyer.com (2006-2008).