Nasihatler

warning: Creating default object from empty value in /var/www/vhosts/islamikariyer.com/httpdocs/modules/taxonomy/taxonomy.module on line 1364.

Gençlerin ders çalışma süresi ne kadar olmalıdır?

Aileler, çocuklarının hiç kalkmadan ders çalışmasını ister. Onların en ufak bir şeyle oyalandıklarını gördüklerinde, uyarırlar. En iyi çalışma; gencin dikkati dağılmadan yaptığı çalışmadır. Dikkat dağıldıktan sonra çalışmaya çalışmak anlamsızdır. Bu nedenle gün içinde 20'şer dakikalık sürelerle çalışmak ve çalışamadığınızı anladığınız zaman, 15 dakika ara vermek gerekir. Ara verdikten sonra tekrar çalışmaya dönülmelidir. Ailelerin gençleri sürekli ders çalışmaya zorlamaması gerekir.

Zamanı İyi Kullanın!

* Sınav dönemlerinde zaman nasıl değerlendirilmelidir? Ergen sürekli çalışmalı mı, yoksa eğlenmeye de zaman ayırmalı mı?
Yapılması gereken şey; iyi bir program hazırlayıp, bu programa uymaya çalışmaktır. Bu programda aksamalar olduğu zaman, telaşa kapılmadan yeni bir program yapılabilir. Program sadece hedefleri belirleme yönünden önemlidir. Programa yetişebilmek için, anlamadan çalışmayın. Zamanı iyi kullanabilmenin ikinci şartı; anlayarak çalışmaktır.

Çok çalışmak sınav başarısı getirmez!

Gençler; ergenlik dönemine girerken OKS, ergenliğin ortalarında ise ÖSS ile karşılaşıyor. Bu sınavların yarattığı stres, gençleri derinden etkiliyor. Pskiyatrist Dr. Sabri Yurdakul, ergenlik dönemindeki gençlerin sınav stresini yenmek ve başarılarını artırmak için yapmaları gerekenleri anlattı.

* Başarılı olmak için nasıl çalışmak gerekir?

Başarılı olmak için en iyi çalışma yöntemi; sık sık ama kısa kısa çalışmaktır. Sıkıldığınız zaman ara vermek ve kafanızı dinleyince derse geri dönmek en iyi ders çalışma yöntemidir. Çalışırken kısa notlar alın. Zaman zaman bu notları gözden geçirin. Dikkatiniz dağıldığı an, masa başından hemen kalkın.

Beyninizi Dinlendirin

* Çok çalışmak, başarılı olmak için yeterli midir?

Başarıyı Artırmanın Yolları

Performans yönetimi sistemi uygulama sonuçlarının başarısını artırmaya yönelik pratik öneriler;

İşten çıkarmayı hariç tutarsak yöneticilerin sevmedikleri süreçlerden biri performans yönetimidir. Oysa performans değerlendirme süreci doğru yönetilirse bir yöneticinin en önemli yönetim araçlarından birisidir.

Dikkatli bir performans değerlendirme süreci için harcanacak birkaç saat personelin performansının artması, kariyer gelişimi ve motivasyonu üzerinde olumlu bir etki yaratacaktır.

Yıllık düzenli yapılan performans toplantılarına gösterilen özenin yanı sıra bir yönetici personeline günlük işlerini yaparken sürekli olarak “performans koçluğu” yapmalıdır. Performans koçluğu yaparken hepimizin aşina olduğu 4 pratik yol izlenebilir;

1. Personeli işin içine katın...

İdealler ve Hayaller

Bir yanda ideal hayaller, öbür yanda hayal idealler.. Bir yanda realiteye riayetkâr idealistler, diğer yanda idealsiz realistler.. Ve her ikisinin arasındaki kader-denk noktada insanoğlu...

Evet bütün idealler hep böyle bir hayal ile başlar. Başlar ama ideallerin gerçekleştirilmesi, hayalperest olmaksızın, realist yaklaşımlarla ve gerçekçi adımlarla mümkün olur. Psikolojiyle alakalı tarafları da bulunan bu husus, esas talim ve terbiye vazifesiyle sorumlu eğitimci ve öğretmenleri, özellikle de resmî veya sivil kurumların rehberlik ve danışmanlık işini yürüten görevlilerini öncelikli olarak ilgilendirmektedir. Kanları deli deli akan civan gibi delikanlıların genç yaşta, ümitsizlik ve karamsarlık hastalıklarıyla can çekişmesi ve ne kendileri ne de millet için kayda değer bir faydayı icada muktedir olamamaları. Çoklarının da erkenden ihtiyarlayıp otuzunda-kırkında yalnızlığı ve bedbinliği seçmesi. Seçme mi, dûçâr olma mı! İdeal dünyası yıkık bir orta nesil. Gözlerinde kaybedişin buğusu, yüreklerinde geri kalışın acısı ve sözlerinde alev alev yeis! Modern çağların çocuğu salgın bir hastalık bu. Dertli olanlar için gayet acılı ve acıklı bir sancı, mânahnüfîhimiz olan mevzu. Bu arada, hoş görmeli gamsızları; mazeretleri var onların bir ömür boyu.

Konsantrasyon ve Dikkat Eksikliği Nasıl Giderilir?

ÖSS, OKS, SBS ’ye sayılı günler kala heyecan artıyor. Bilgi eksikliğinin dışında sizi başarısızlığa götürecek en büyük problem olarak görülen dikkatsizlik ve konsantrasyon eksikliği nasıl aşılır?

“Sınavda uzun süre kalmak bana zor geliyor”
“ O soru da yanlış yapılır mıydı? ”
“ Çok fazla işlem hatası yapıyorum.”
“ Yanımda oturanın kitapçıkta benden ilerdeki sayfada olması, sınav gözetmeninin davranışları v.s dikkatimi dağıtıyor.”
“ Sınav sırasında bir soruya takıldığımda, başka soruya geçsem de dikkatimi toplayamıyorum”
“ Sınav sırasında iki üç soru yapamadığımda moralim bozuluyor.”

‘Sınavı kazanamayacağım’ mı diyorsunuz?

Kaygı, sınava hazırlanan her öğrencide bulunan ruhsal gerginlik halidir. ÖSS ve OKS, öğrencilerin literatürüne girdiği andan itibaren sınav stresi gözlenir. Kaygıyı azaltma yollarını öğrenmeye ne dersiniz?

1- Güven eksikliği; kaygının en önemli sebebidir. Başaracağınıza olan inancınız, motivasyonunuzu arttırır. Öncelikle liseye bitirecek düzeyde olan her öğrencinin sınavı kazanabileceğini bilmelisiniz. Bunun sonrasında ise yapmanız gereken şey; düzenli ders çalışmak, dolayısıyla konulara hakim olmaktır. Çözebildiğiniz her soru sizi hedefinize yaklaştıracaktır.

2- En önemli unsur ÖSS değil, sizsiniz. Sınav çoğu zaman hayatı değiştirecek sihirli bir değnek olarak görülür. Ancak etrafımıza baktığımızda çok iyi üniversitelerde okuyup işsiz kalan gençleri, buna karşılık daha düşük puanla girilen üniversitelerde okuyup, istediği kariyere ulaşan gençleri görebiliriz.

ÖSS' de Nasıl Heyecanlanılmaz!

Milyonlarca gencin üç saat içinde hayatının gidişatının belirleneceği sınava birkaç haftanın kaldığı bu evrede endişelerinizi yok etmek için uygulanabilecek çok kolay bir yol var. Dış gözlem konumunda olmak yani duyguları dışarıdan seyredip, kaygı ve endişe gibi hislerle bağlantıyı kesmek.

Daha hayatının baharında olan milyonlarca gencin önünde, hayatının bundan sonraki bölümünü nerede, nasıl, kimlerle ve hangi işi yaparak geçireceğini belirleyen bir sınav var. Üç saatlik bir sınavın bir insan yaşamını belirlemede bu kadar pay sahibi olması biraz garip görünse de mevcut şartlar içinde daha adil bir seçenek oluşturmak maalesef pek mümkün değil.

Sınavın gençlerin hayatında bu kadar önemli hale gelmesi çoğunlukla beraberinde endişe ve kaygı gibi duyguları getiriyor.

Sınav zamanı geldi çattı! Hazır mısınız?

Sınav mevsimi geldi çattı. Milyonlarca öğrencimiz Haziran ayında farklı sınavlara girecek. Öğrencileri, aileleri ve öğretmenleri yakından ilgilendiren bu sınavlar aynı zamanda büyük fırsatları da beraberinde getiriyor.

Sınava kadar neler yapılmalı?

* Uzun zamandır sınavlara hazırlanıyorsunuz. Bu süreçte değişik çalışmalar yaptınız. Ancak bu çalışmalar sonrasında öğrendiğiniz bazı bilgileri unutma ihtimaliniz her zaman söz konusudur. Çünkü kişi, öğrendiklerinin % 70’ini 1 saat içinde, % 80’ini de bir gün içinde unutabilir. Bu nedenle sınavların çok yaklaştığı bu zaman diliminde tekrar çalışmalarına önem vermelisiniz. Bu çalışmaları yaparken deneme sınavlarından elde ettiğiniz sonuçları göz önünde bulundurmalı, bu sınavlarda yapamadığınız soruların geldiği konuları gözden geçirmelisiniz.

Ömrüm Bugündür

İNSAN ARDINDA BİRŞEYLER BIRAKARAK gitmeye çalışıyor. Bir taraftan gidici olduğunu kabullenmek,bir taraftan kalıcı birşeyler bırakmak telaşı ve çelişkisi yiyip kavuruyor insanı. Elbette her insanın bu gökkubbe altında kendine mahsus bir izi olacaktır. Hiçbir insanoğluna silik, savruk biçimde geçmek yakışmıyor şu çöl misali dünyadan.

Lâkin, insanın dünya çölü üzerinde bir iz bırakma arzusu sırf dünyevî payandalara dayanınca, dayanılmaz bir zavallılık ve komiklik üşüşüyor zihnime. Dünyevîlikle mâlul insan, kendisini Rabbine nisbet etmekten uzaklarda, kıymetini ve endamını yine gelip geçici şeylerde arıyor. Ardısıra bıraktıkları da dünya toprağının ardına geçmedikçe, hayatı bir kum fırtınasının savrukluğu ve perişanlığı içinde eriyiveriyor; bir biçime bile bürümeden kayıp gidiyor. Dünyayı sırf dünyadan ibaret bilenleri kutuplardan tropiklere hediye olarak buzdan yapılmış takılar götüren zavallının haline benzetesim geliyor. Dünyanın oyalaması içinde bir biçim ve değere sahip gözüken şeyler, berzahın sıcacık gerçekliğine dokununca eriyiveriyor; hiçe düşüyorlar öylece.

Hedefinizi Nasıl Tanımlarsınız?

Başarıya götüren “hedef belirleme “ çalışmasının ilk aşamasını “hedefin tanımlanması” teşkil eder. Hemen herkes zihninde bir hedef ya da gönlünde bir aslan taşır. Ama neredeyse hemen hiç kimse gönlünde taşıdığının boşlukta sallanan bir hayal veya avuntu olduğunu bilmez. Aşağıda başlıklar altında işlediğimiz konuları inceleyelim. Bu özelliklere sahip olmayan istekler hedef olamaz. Gerçekleşemez:

1. Hedef tam istediğimiz şey olmalıdır. Vali olmayı hedeflediğini düşünen kişi gerçekten bunu istiyor mudur? Eğer fırsatı olursa bir Einstein veya bir Edison olmayı da kabullenebilecekse hedefi yoktur demektir. Çünkü tam istenen hedef ne kadar yüksek olursa olsun tamamen farklı olan bir başka hedefle çabucak yer değiştirebiliyorsa her defasında hedefe sahip olan kişi neredeyse sıfırdan başlamak zorunda kalır. Yerinden sık sık oynayan taşın etrafında taşa bağlı hiç bir şeyi sabitleştiremezsiniz.

Hedefimizin tam ve gerçekten istediğimiz şey olup olmadığını nasıl belirleyeceğiz?

TEMBELLİK HAYATIN İSRAFIDIR

Tembelliğin ne olduğunu ve insanların başına nasıl çoraplar ördüğünü düşündünüz mü? Bu soru çok mu çocukça?

Hemen herkes tembelliğin kötü olduğunu bilir ve kimse tembel olmayı kabullenmek istemez. Ama acaba kaç kişi gerçekten tembel olup olmadığını araştırmıştır?

Tembellik ya zihinsel, ya bedensel ya da her ikisi birden yaşanır. İnsanların büyük bir kısmı zihinlerini, önemli bir kısmı bedenlerini ve yine çok önemli bir kısmı hem bedenlerini hem de zihinlerini çalıştırmazlar.

Dinlenmek kastıyla uzun uzun oturmak, televizyon seyretmek, müzik dinlemek, dedikodu yapmak kontrolsüz hayal kurmak gibi işlerle meşgul olan insan bunları yaptığı anda tembellik tuzağına düşmüştür.

Oysa hayat duraksamadan devam eden “hareketlilik ve aktiflik” prensibi üzerine kuruludur. Atomlardan galaksilere kadar;mikroplardan balinalara kadar fıtrata itaat eden bütün mahlukat amansız bir hareketlilik furyasında çırpınır.

İş Adamlarından Gençlere İş Hayatında Başarı Taktikleri

Zirvedeki zenginlere sorduk:

Gençlere başarılı olmak için neler önerirsiniz? Sizin alanınızda başarılı olmak için neler yapmalı? Tavsiyeleriniz neler?

İshak Alaton: “ Sizi rahatsız etse de, kendinize, bazı sualler yöneltin.”

Aranızda, planlamanın önemini küçümseyecek bulunabilir. İngilizlerin bir atasözünü tercüme etmekle yetiniyorum. “Varacağı limanı bilmeyen yelkenli için hiçbir rüzgar elverişli değildir.” Siz, hedefinizi, arzu ve isteklerinize göre tarif ve tespit edememişseniz, bütün maddi ve manevi servetiniz işe yaramayabilir.

Şimdi derin bir nefes alıp, aynanın karşısına geçin ve uzunca bir müddet gözlerinizin içine bakın. Kendinizi bulmaya ve tanımaya çalışın. Sizi rahatsız etse de, kendinize, bazı sualler yöneltin. Geçmiş günlerde başınızdan geçen bazı nahoş hadiseleri tekrar gözden geçirin. Bunların tatsız neticelerinde, kendi hatalarınızın payının ne kadar olduğu hakkında bazı yargılara varmaya çalışın...

TAMAHKAR İNSANIN DÜNYA HIRSI

Tamahkar insanlar kendilerinde olan nimetleri hırsla sahiplenir, şükretmeyi akıllarına getirmezler. Bu sebeple de bir türlü ellerindeki nimetlerden dolayı sevinç duyamazlar. Zihinlerinde hep daha da fazlasını elde etme arzusu vardır. Hatta ihtiyaçları olmasa bile yalnızca daha fazlasına sahip olma hırsı içinde yaşarlar ve çok küçük şeylere tamah edebilirler. Allah ayetlerde bu gerçeği haber verir ve bu insanların din ahlakını yaşamamakta ısrarlı olduklarına dikkat çeker:

"Kendisini tek olarak (ve yapayalnız) yarattığım (şu adam)ı Bana bırak; Ki Ben ona, 'alabildiğine geniş kapsamlı bir mal' (servet) verdim. Göz önünde-hazır çocuklar (verdim). Ve sayısız imkan ve fırsatları önüne serdim. Sonra, daha artırmam için tamah eder (doyumsuz istekte bulunur). Hayır; çünkü o, Bizim ayetlerimize karşı 'kesin bir inatçıdır."
(Müddessir Suresi, 11-16)

ÖĞRENMENİZİ KOLAYLAŞTIRACAK 10 KISA TEKNİK

Gelecek sınava çalışmaya başlamadan önce, hafızanızı doğru kullanarak sadece sizin için gerekli bilgilere yer verebilirsiniz. Hafızanızı geliştirmek için bir çok test ve teknik mevcuttur. Bunlar daha çok kavramsal psikolojiyle ilgilidir. Amaç hafızayı geliştirmek, geri çağrışım yapabilmek, akılda kalıcılığı arttırmaktır.

1. Çalıştığınız konuya odaklanın: Dikkat, hafıza için çok önemli bir öğedir. Bu yüzden müzik seti, bilgisayar vb. dikkat dağıtıcı öğelerden mümkün olduğunca uzak bir yerde çalışmaya gayret ediniz.

2. Klasik çalışma yerine çeşitli materyallerle çalışmayı deneyin: Öğrenim materyallerinin kullanımı size hem zaman hem de pratiklik kazandırır. Araştırmalar, çalışırken farklı materyaller kullanan öğrencilerin daha çabuk öğrendiğini ve de bilgilerinin de daha kalıcı olduklarını kanıtlamıştır.

3. Üzerinde çalıştığınız konuyu iyi organize edin: Organize edilmiş bilgiler, demet halinde bilgi kümelerine benzerler. Benzer konuları, başlıkları gruplayarak, okuduklarınızın özetini çıkarak daha kalıcı öğrenmeler elde edebilirsiniz.

Kahve..

Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski universitelerindeki profesorlerini ziyaret icin biraraya gelirler.

Sohbet, sonunda isin ve hayatin stresinden sikayetlenmeye doner.

Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesor mutfaga gider ve yaninda buyuk bir termos icinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak uzere degisik tarzda ve ucuz gorunenden, pahali ve hatta cok ozel olanlarina kadar degisik kahve bardaklari ile gelir.

Herkes bir bardak secince, profesor soyle soyler:

'Farkettiyseniz, tum pahali gorunen bardaklar alindi ve geriye ucuz gorunumlu, sade bardaklar kaldi.

Her An Bir Sırattır

SIRAT..

Ötelerde değil, yanı başımda ve şimdi..

İçinde yaşadığım, bulunduğum ‘an’da adımlıyorum o köprüyü. Ya geçiyorum yada düşüyorum. Dünyanın, sırat köprüsünün görünen kısmına verilen diğer bir isim olduğunu kavrıyorum o an…

Varlık alemi, nasıl da bir var bir yok arası titreşiyor, hayret! Resmen titriyor. Sanki, sonsuz bir karanlıkta an-be an flaşlar patlıyor. Her şey, varlık sahnesinde boy göstermeye başladığı an da, yokluğun uç sınırına da varıveriyor. Atom boşluk, hücre boşluk, dünya boşluk, uzay boşluk… Zerreden küreye her şey boşlukta asılı durmakta ve yokluğun o uç sınırına kadar geliveriyor. Öyleyse, “yokluğun uç sınırıdır dünya” diyorum, “adımladığımız sırattır.”

Veren elin üstünlüğü

“Yeter” sözünün telâffuzunu güçleştiren asıl neden, bizim almaya programlanmış olmamızdır. Tüketim uygarlığı, insanı, sürekli olarak almaya, yutmaya, öğütmeye, tüketmeye teşvik eder ve bunları bir hayat amacı olarak önümüze koyar. Bu uygarlığın temelinde yatan felsefe, ne pahasına olursa olsun büyümektir. Büyüdükçe büyümeyi amaçlayan insanlar, kurumlar veya topluluklar ise, “Yeter” diyebilme şanslarını daha işin başında kaybetmişlerdir. Onların bir yeterlilik ve doyum hissini yakalayabilmek için tek bir çareleri vardır: hayatlarını bu çürük zeminden kurtarıp daha başka ve sağlam bir zemin üzerinde yeni baştan kurmak. Yoksa, “almaya” programlanmış bir hayat tarzının şurasını veya burasını yamayıp rötuşlayarak onu verimli ve tatmin edici bir hâle getirmek mümkün değildir.

Aslında insanın manevî yapısı, almaya değil, vermeye göre düzenlenmiştir. Vermeyi esas alan bir hayat tarzını benimsediğinizde, bütün taşlar yerine oturmaya başlar. Bunun apaçık kanıtlarını, her iki taraftaki sayısız örneklerinde gözleyebilirsiniz. Taraflardan birinde sürekli açlık, huzursuzluk ve çevreyle uyumsuzluk, diğerinde ise doyum, haz ve çevreyle uyum vardır. Sade hayat gönüllülerinden Janice L. Krouskop, babasının kendisine şu şekilde öğüt verdiğini anlatır: “Bu dünyada bir alanlar, bir de verenler vardır. Alanlar belki daha çok yiyebilir; fakat verenler daha rahat uyur.”

Kalabalık ve Cemaat “Haydi Müslümanlar Camiye”

Sokaklarımız çok değişti. Eskiden kapı önleri ev sahibine aitti. Şimdi ise devlete ait. O yüzden, eskisi gibi evinizin önünü süpürgeyle temizlemenize gerek yok. Çöpçü gelir temizler nasıl olsa. Ama evimin önü diyerek arabanızı pencerenizin önüne park etmeyi de artık unutun. Belediyenin otopark görevlisine vereceğiniz ücreti cebinizde hazır bulundurun.

Alışveriş mekânları da değişti. Kahraman bakkallar savaşı kaybetti. Onların yerini, büyük alışveriş merkezleri ve hipermarket zincirleri aldı. Yapılan istatistiklere göre, insanlar en çok alışveriş merkezlerine girip çıkıyor. Bu da gösteriyor ki, toplumsal yaşamın merkezinde artık ‘merkez camileri’ değil, alışveriş merkezleri var.

Düşmeden Yürümek

Darılma yok; dayanma var. Yıllar önce zihin defterime yazdığım müthiş bir söz. Hayatın zorlukları ve güçlükleri karşısında başarılı olmanın kaynağı, dost da olsa düşman da olsa, darılma yok, dayanma var. Düşmanlık yok, dostluk var. Kin ve nefret yok, sevgi ve hoşgörü var.

Yolları çok kaygan ve tehlikeli bir dünyada yaşıyoruz. Bu sebeple her türlü kazaya, sıkıntıya maruz kalma ihtimalimiz büyük. Hâdiseleri ne kadar kendi doğrularımız açısından görmeye ve organize etmeye çalışırsak, yanılma ve sıkıntılarımız o ölçüde artacaktır. Halbuki hayatımızı temel gerçekler çizgisinde düzenlememiz, bize dünya ve ahiret mutluluğunun (saadet-i dareyn) kapısını açma fırsat ve imkânını hazırlayacaktır.

Banka Hesabı

'Zamana yemin olsun ki, insanların çoğu hüsrandadır. İman edenler, iyi şeyler yapanlar, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna.' (Kur'ân-ı Kerim, Asr Suresi)

Her sabah 86.400 doların yatırıldığı bir banka hesabınız olduğunu düşünün. Ama bu, bir sonraki güne aktarılmıyor olsun. Bir başka deyişle, her akşam hesabınız sıfırlansın. Ne yapardınız? Her gün, hesabınızdaki parayı son kuruşuna kadar çekerdiniz değil mi?

Farklılığın Değeri

İnsanlar, birbirinden farklı duygu ve yeteneklerde yaratılmış sosyal varlıklardır. Her fert, bir yandan faklılığını ortaya koymak için özgürlük isterken, diğer yandan da ihtiyaçlarını karşılamak ve hedeflerine ulaşmak için kendi dışındaki insanlarla yardımlaşmak zorundadır. O nedenle insan, diğerlerinden hem bağımsız hem de onlara bağımlı olma gibi birbirine zıt iki duyguyu bir arada taşır.

Beden Merkezli Hayatın Yol Açtığı Problemler

Küreselleşme hâdisesinin yaşanmaya başladığı dünyamızda ve bundan derinden etkilenen hayatımızda, önümüzdeki yıllarda yaşayacağımız önemli bir problem, biyolojik boyutta (bedenî ve cismanî düzlemde süren hayat) yaşamakla, insanî boyutta (ahlâkî ve mânevî değerler düzlemindeki hayat) yaşamak arasındaki dengeyi nasıl kurabileceğimizdir. Çünkü, 'her şeyin pazarlanabilir ve satın alınabilir olduğu' prensibi, hayatımızı bir ağ gibi sarmaktadır.

Kişisel Gelişimde Başka Bir Çizgi

Benlik ve enaniyetlerin dizginlenemez olduğu bir dönemde özgüven ve "ben yaptım" deme gibi değişik tabirlerin gölgesinde nefislerin ukalalaştığını ve küstahlaştığını düşünüyorum. İnsan karakteri, kabiliyet ve istidatları ortaya çıkarılmalı, onların gelişmesine tabiî ki gayret gösterilmelidir. Fakat, böyle bir neticeyi elde etmek için kullanılacak üslup ferdi şımartacak ve onu bencillik girdabına düşürecekse ondan uzak kalınmalıdır. Çünkü, meseleyi şahsın dar imkânlarına, sınırlı iktidarına ve güçsüz iradesine bina etmek her şeyi daraltma ve zayıf bırakma olur. Her meselede "ben" diyen insan, artık nefsini merkeze kor, onu esas kabul eder, yaptığı her iş ve elde ettiği her başarıyla enaniyetini biraz daha besler. Nefis merkezli ve kendine çok güvenen öyle bir insan, azıcık sürçüp düştüğü bir yerde ise bütün bütün ümitsiz kalır, tutunacak yer bulamaz ve bir daha da doğrulamaz.

İnsanlık Adına İtimada Muhtacız

Rusya’daki 1917 ihtilali anlatılırken; öldürülme korkusuyla dağlara kaçan insanların, tanımadıkları birini gördüklerinde ölmemek için öldürdükleri söylenir. Bu durum kaç sene yaşanmıştır ve hakikat payı nedir? O kadar önemli değil. Mühim olan mevzu insanlar arasında ciddi bir ahenk unsuru sayılan karşılıklı itimad sarsıldığında veya yok olduğunda ne kadar büyük facialara sebep olabileceğidir.

İçtimai bünye içinde, ciddi bir yeri bulunan güven, insanlara hakiki insanlık vasfını kazandıran unsurlardan sadece bir tanesidir. Ancak bunu kaybeden toplum, kendini her an muhafazaya mecbur hisseden insanlarla dolup taşmaya başlar. Aynı zamanda bu insanlar, her an saldırıya hazır demektir.

Hâlbuki bir toplumun, sağlıklı bir toplumun varlığı için huzur şarttır. Hiç kimse de kalkıp karşılıklı itimadın olmadığı toplumda huzurun varlığından söz edemez.

Ceviz kirmak ve para


Üniversitelerimizde yaptığım söyleşilerde bana en çok para hakkında soru sorulur. Herhalde iş adamı olduğum için. Ben, ''paranın iki kişiliği vardır'' derim.

Birincisi para bir değiş tokuş aracıdır. Para verip yiyecek, giyecek, ev, bark, hatta sağlık satın alabilirsiniz.

İkincisi ile gelecek korkusunu yenersiniz. ''Yaşlılığımda çaresiz, muhtaç, perişan kalmam çünkü kötü gün paramı bir kenara ayırdım" dersiniz.

Ama para ötesi para-üstü bir konu daha vardır bunu parayla satın alamazsınız.

Girişimcilere altın öğütler

"Girişimci olmaya niyetlenenler çok çalışmalısınız ve asla denemekten vazgeçmemelisiniz"

Girişimci olmayı hedefleyenlere önerilerimiz?

Bir şeyler yapın. Yaptıklarınızın bazıları doğru, bazıları yanlış olacaktır. Eğer evde oturup hiçbir şey için cesaret etmezseniz yanlış yaparsınız. 'Bankacılık sistemi iyi değil, zaten şimdi seçim zamanı, ne yapacağımı da bilmiyorum, ofis açacak yer bulamıyorum' gibi düşüncelere kapılırsanız hiçbir şey olmaz. Benim girişimcilere tavsiyem, alın telefonu elinize tanıdığınız herkese ne iş yaptığınızı anlatın. Genç de olsanız yüzlerce insan tanırsınız. Onlara kendinizden, ailenizden, eğitiminizden bahsedin. Hatta hiç tanımadığınız insanlara gidin ve 'şu alanda kendi işimi kurmak istiyorum, ne düşünüyorsunuz?' diye sorun. Göreceksiniz ki insanlardan çok değerli bilgiler toplayacaksınız.

Bu kişilerden ne gibi bilgiler toplanabilir?

Yönetmek Sanatı

İDARECİLİK bir makamdır. Aile reisinden ülkenin en üst makamındaki zata kadar bu mevkilerde bulunanlar hep birer idareci konumundadırlar.

İdarecilik, bilgi ve beceri isteyen bir makamdır. Makam sahibi olmuş da idarecilik vasfı elde edememiş olanlar zulmün güllesi olurlar.

İyi bir idareci hangi vasıflara sahip olmalıdır. Arzediyorum: İyi bir idarecinin:

*İyi bir ölçüsü olmalıdır.
*Geniş bilgi ve kabiliyeti olmalıdır.
*Fasih bir lisan kabiliyeti olmalıdır.
*Olgun olmalıdır.
*Enerjik olmalıdır.
*Tutarlı olmalıdır.
*Organizasyon kabiliyeti olmalıdır.
*Anlayışlı olmalıdır.
*Sosyal kabiliyeti olmalıdır.
*İdari kabiliyeti olmalıdır.
*Hayal dünyası geniş olmalıdır.
*İnsanları iyi değerlendirmelidir.
*Öğretici olmalıdır.
*Verdiği kararda dirençli olmalıdır.
*Teşvik edici olmalıdır.
*Yorumlayıcı olmalıdır.
*Karizmatik olmalıdır.
*İlişkileri sağlam olmalıdır.
*Tereddütlü olmamalıdır.
*İletişimi sağlam olmalıdır.

İş ve Özel Yaşamda Başarısız Olmanın Beş Garantili Yolu!

Şirketlerde farklı seviyelerde bulunan insanlarla çeşitli ortamlarda birlikte çalıştığım için, ister işyerinde, ister evde olsun, kişisel ilişkilerde başarısızlığın beş ortak nedenden kaynaklandığını gözlemledim. Bunlar şöyle:

*Sürekli kendiyle meşgul olma
*Acele varsayımlar
*Olumsuz yaklaşımlar
*Beğenilme arzusu
*Nezaketsizlik

Sürekli Kendiyle Meşgul Olma

Onları dinleme yapabilirsin!

Hepimizin "kaybetmek, yenilmek, hayatın pençesinde ezilmek" için nedenleri var.

Üstelik bu nedenler, donmakta olan birini uykunun çektiği gibi uyuşturucu bir mutluluğa bile çekebilir insanı.

Mücadeleyi, savaşmayı, dövüşmeyi bırakırsın.

Kendini, kendi mazeretlerinin karanlık derinliğine salarsın.

Hayatla arandaki kavgayı daha başlamadan kaybedersin.

En çok da "yenilmekten korkanlar" sever daha baştan kaybetmeyi, "yenilmemişlerdir", sadece savaşa girmemişlerdir.

Öfkenizle başa çıkabilirsiniz

Sabah iki saatinizi trafikte harcayarak işe geliyorsunuz. Yıllardır sizinle beraber olan en güvendiğiniz çalışanınız işten ayrılmak istediğini söylüyor. Ardından patron odanıza girip bu yılki bütçeyi tutturamadığınızı size hatırlatıyor. Sonra bilgisayarınız çöküyor ve bütün bilgileri kaybediyorsunuz. Tabii kendinizi de...


Lütfen ilanlariniz icin ilan ekle formunu kullaniniz!

sitemizdeki yer alan yorum mantigindaki tüm ilanlar yayindan kaldirilmistir. Ilanlarini ilan ekleme forumunu kullanarak ekleyiniz. Sistemdeki mevcut ilan gösterimleri buradaki sayfamizda aktif haldedir. Teknik sorun ve diger sorulariniz icin lütfen bizimle buradan iletisime geciniz


Eklenen Tüm Ilanlar



Bizimle çalışmak isterseniz buraya tıklayınız


data-ad-client="ca-pub-2336117989709366"
data-ad-slot="5297746677"
data-ad-format="auto">

Google
 

Son yorumlar

Anket

$res[title]
"; } } /* echo "

"; $gun = date('Y-m-d'); echo "

"; $rs = mysql_query("SELECT name,tid,sebil FROM kariyer_term_data WHERE gun='$gun' ORDER BY top DESC "); if(mysql_num_rows($rs)){ $i=1; while($res = mysql_fetch_array($rs)){ //$res[name] = eregi_replace('<','<',$res[name]); if ($res[sebil]=='') $res[sebil] = 'taxonomy/term/'.$res[tid]; echo " $res[name] . "; } }else{ $rs = mysql_query("SELECT tid FROM kariyer_term_data ORDER BY tid DESC"); if(mysql_num_rows($rs)){ $i=1; $gun = date('Y-m-d'); while($res = mysql_fetch_array($rs)){ mysql_query("UPDATE kariyer_term_data SET gun='$gun', tgun=tgun+1 WHERE tid='$res[tid]'"); $i++; if ($i%50==0 && $i>49){ $gun = strtotime($gun); $gun = date('Y-m-d',mktime(0,0,0,date('m',$gun),date('d',$gun)+1,date('Y',$gun))); } } } } echo "

"; mysql_free_result($rs); */ ?>

islamikariyer.com (2006-2008).